Son Yazılar

Son Yazılar

Karabasan sandığınız şey o olabilir!

- 23 Haziran 2017 Cuma No Comments
Uyku vücudun tamamının (başta beynin) dinlenmeye geçtiği dönemdir. Sağlıklı bir yaşam için kaliteli uyku çok önemlidir. Uyku apnesi yaşayan kişilerde uyku kalitesi birinci dereceden bozulmaktadır. Bu durum zamanla kişinin depresif ve sinirli bir ruh haline bürünmesine yol açabilmektedir. 

Hisar Intercontinental Hospital Uyku Bozuklukları Merkezi Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık uyku apnesi hakkında bilgi verdi.

Uyku esasında nefesiniz kesiliyorsa
Uyku apnesi günümüzde en sık görülen hastalıklardan biridir. Son verilere göre ülkemizde görülme sıklığı %5-10 civarındadır.

Apne, en az 10 saniye süreyle nefesin durmasıdır. Uyku apnesi de bu nefes durmasının uyku sırasında meydana gelmesidir. Kısaca şöyle söyleyebiliriz; uyku da 10 saniyeden daha uzun süreli nefes durmasına uyku apnesi denilmektedir.

İlerleyen yaşlarda görülme sıklığı artabilir
Özellikle ilerleyen yaşlarda 40 – 50 yaşlarından itibaren daha sık görülmektedir. Kadınlara oranla, erkeklerde daha sık rastlanmaktadır. Geniz eti, bademcik sorunu yaşayan ve ileri boyutta bademcik enfeksiyonu geçiren çocuklarda da oldukça sık görülmektedir.

Normal kilonuzun çok üstündeyseniz
En önemli risk faktörlerinden biri de şişmanlıktır. Genel olarak; kısa boylu, boynu kısa, şişman ve belirgin gıdı gibi özellikleri taşıması kişiyi hastalığın en büyük adayı yapabilir. Ancak zayıf insanlarda da görülebileceği unutulmamalıdır.

Gün içinde sürekli uykunuz geliyorsa
Hastalığın en önemli belirtisi sabah yorgun kalkmadır.. Kişinin uyku sırasında 10 saniye boyunca nefesi durduğu için sürekli çırpınarak uyanmak zorunda kalır. Hastada uyku kalitesi bozulduğu için, ne kadar uyursa uyusun sabah kalktığında tamamiyle yorgun hissetmeye ve her an uykuya eğilim görülmeye başlar. Uykusuzluğun kişide yarattığı yorgunluk iş hayatına ve sosyal hayatına yansıyabilmektedir.

Şeker hastalığınızın sebebi uyku apnesi olabilir
Tüm organların minimum düzeyde çalıştığı yani dinlendiği bölüm uyku bölümüdür. Organlar dinlenmediği zaman her bir organa özgü şikayetler ortaya çıkmaktadır. Uyku apnesi hastası olan kişilerin büyük bölümü tansiyon hastasıdır. Zamanla kalp ritmi bozulmaya başlar. Önemli bir bölümünde insülin direnci oluşmaya başlar. Bir süre sonra şeker hastalığı ve kilo alma eğilimi ortaya çıkar. Bronşit ve zatürreye yatkınlık artar.

Yüksek sesli horlayan kişiler de hastalığa aday olabilir
Yetişkin insanların yüzde 30 ile 40 ı uyku esnasında horlama durumu yaşamaktadır. Fakat her horlayan kişi uyku apnesidir demek oldukça yanlış bir tabirdir. Uyku apnesindeki horlama oldukça farklı bir durumdur. Uyku apnesi yaşayan kişilerde horlama oldukça yüksek sesli meydana gelmektedir. Horlaması olan kişi uykudan yorgun ve isteksiz bir şekilde kalkıyorsa uyku apnesi olması oranı oldukça yüksektir.

Büyük boyutlarda yaşamsal tehlike arz edebilir
Kilo etkisiyle sırt üstü yatıldığında nefes yoluyla alınan hava, hava yollarından geçmekte zorlanıyor. Zorlandığı zaman da en büyük etkisi kandaki oksijenin düşmesidir. Kandaki oksijen düştüğünde bu durum ne kadar uzun sürerse ve ne kadar sık tekrarlarsa başta beyin olmak üzere tüm organların erken yaşlanmasına sebep olmaktadır. Uyku sırasında nefesin durmasıyla meydana gelebilecek akciğer yetmezliği veya kalp yetmezliği sebebiyle ölüm görülebilmektedir.

Bir gece boyunca hastanın uykusu gözlemleniyor
Uyku apnesi gelişmiş teknolojinin kullanıldığı, tedavisi yüz güldürücü sonuçların elde edildiği bir hastalıktır. Tanısı için, hasta bir gece klinikte misafir edilerek ve vücuduna rahatsızlık vermeyecek şekilde kablolar bağlanılarak uyuduğu süre boyunca hastanın uykusu kaydedilmektedir. Bu gözlemlerde hastanın; göz hareketleri, beyin dalgaları, solunum hareketleri, karın hareketleri, bacak hareketleri, kalp ritmi, çene hareketleri, uyku sırasındaki çıkardığı ses ve en önemli olarak da kandaki oksijene bakılmaktadır. Bu gözlemler analiz edilerek hastanın uykusu boyunca yaşadığı hadiseler ortaya çıkarılmaktadır.

Teşhis konulduğunda 2. gece önemli
Hasta bir gece klinikte kaldıktan sonra en kısa sürede tedavinin provası niteliğinde olması sebebiyle ikinci gece çalışmanına ( LİPAP titrasyon çalışması) davet edilir. Hastalığın tedavisinde CiPAP veya BİPAP yöntemi kullanılmaktadır. Bu yöntem, bir maske aracılığıyla ortam havasını vücuda basınçlı şekilde uygulayan araçlardır. İkinci gece de hasta kinikte misafir edilip, cihaz tedavisi uygulanarak hasta için optimum ideal basınç değeri saptanıp, tedaviye başlanılmaktadır. Tedaviye yanıt son derecede iyi oranlardadır.

Kişinin durumuna göre tedavi süresi değişebilir
Uyku apnesi tedavisi tamamiyle kişinin tedaviye yanıtına göre değişmektedir. Ortalama minimum 6 ay tedavi süresi vardır. Bu süre boyunca her gece cihaz kullanılmalıdır. Daha sonrasında tedavide belirli bir iyileşme meydana geldiğinde ise hasta cihazı gün aşırı veya haftada 1-2 gün kullanmaya başlıyor. Tedavi olumlu ilerlediğinde ise hasta artık cihaz olmadan uyumaya başlıyor.

Sağlıklı beslenme planınızı oluşturun
Kilo problemi yaşayan kişiler tedavinin başarıya ulaşması için mutlaka bir diyetisyen veya endokrin uzmanına başvurmalıdır. Bu tedaviler sonucunda hasta hem kilo vermiş ve değerleri normale dönmüş olabiliyor hem de uyku apnesi hastalığı tedavisinde başarıya ulaşmış olabiliyor.

Hangi Besini Ne Zaman Tüketmeliyiz?

- No Comments
Doğru besinleri doğru zamanda tüketmek hem hastalıklardan koruyor hem de kilo almayı engelliyor. 

Liv Hospital Ankara Beslenme ve Diyet Uzmanı Gaye Başkurt ile Liv Hospital Ankara Beslenme ve Diyet Uzmanı Müge Özturna hangi besini ne zaman yememiz gerektiğini anlatıyor.

Kahvaltıda yağı azaltıp posalı yiyeceklere yönelin
Güne yeterli ve dengeli beslenmeyi des¬tekleyen, besin içeriği kuvvetli yiyeceklerle başlamak gün boyu vücudun verimini artırıyor. Geceden sabaha yaklaşık 8 saatlik açlık sonrası kahvaltıdaki besin seçimi çok önemli. Kahvaltıda yağda kızarmış, şekerli, yağlı yiyecekler gibi sindirimi zor olan gı¬dalar yerine sindirim sistemini yormayan az yağlı peynirler, yumurta, az miktarda zeytin, bol yeşillik, tam buğday ekmeği, az miktarda bal gibi besinler tercih edin. Böylelikle yağ miktarını azaltılıp posayı artırarak güne başlarken sindirim sistemi¬ni zorlamamış olursunuz.

Öğle yemeğinde protein tercih ederek enerjinizi dengeleyin
Günün ortasındaki öğle öğününde ener¬jinin çok iyi dengelenmesi gerekiyor. Yağ içeriği yüksek etlerin, kızartılarak yapılan sindirimi zor yiyeceklerin tüketilmesi gün içerisinde konsantrasyon ve performansın olumsuz etkilenmesine neden oluyor. Dolayısıyla gün ortasındaki bu öğün; hem günlük enerjinin yüzde 30-40'ını karşıla¬yabilmeli hem de sindirim sistemini yor¬mamalı. Protein içeriği yüksek gıdaların öğle öğününde, posa içeriği yüksek sebze yemeklerinin akşam öğününde tercih edilmesi sindirim sistemini zorlamaz.

Akşam sebzenin yanında yoğurt ve bulgur pilavı tüketin
Çalışma hayatıyla birlikte bazen geç saatle¬re sarkan akşam yemeğinde sindirimi son derece kolay yemeklerin tüketilmesi me¬tabolizmayı yormaz. Etli veya zeytinyağlı sebze yemeğinin yanında yoğurt, az mik¬tarda kepekli makarna veya bulgur pilavı tercih edebilirsiniz.

Ara öğünlerde çiğ badem ve fındıkla kan şekerinizi düzenleyin
Ara öğünlerde meyvenin yanı sıra ceviz, çiğ badem, çiğ fındık gibi yağlı tohumları az miktarda tercih edin. Bu tohumlar yapılarında bulunan omega-3 yağ asidi sayesinde mideyi diğer besinlere göre daha geç terk ediyor. Dolayısıyla da iki öğün arasında kan şekerinin daha dengeli ayarlanmasını sağlıyor. Ara öğünde meyve tüketilmesi günlük posa gereksinimini karşılayacağı için bağırsak sağlığını da koruyor. Günlük en az 5 porsiyon meyvenin 2 veya 3 ara öğün şeklinde tüketilmesi gerekiyor.

Yağsız yoğurt yiyerek bel çevresindeki yağlardan kurtulun
Yapılan çalışmalar günde 3 kase yağsız yoğurt yiyenlerin daha kolay zayıfladıklarını ve bel çevresindeki yağlarının azaldığını gösteriyor. Yoğurt kilo vermek isteyenler için hem sağlıklı bir seçim hem de karbonhidrat-protein içeriğinden dolayı doyurucu. 1 porsiyon yoğurt tüketmek günlük kalsiyum ihtiyacının yüzde 30'unu karşılıyor. Ayrıca içeriğinde bulunan prebiyotikler bağışıklığı güçlendiriyor, sindirim sistemini sağlıklı kılıyor. Meyveli ya da az yağlı yoğurt ara öğün veya ana öğün yerine geçebilir.

Ekmekten vazgeçmeyin!
Günlük enerji ihtiyacımızdan fazla tükettiğimiz her gıda kilo aldırıyor. Ancak ekmek, makarna ve diğer tahıllı gıdalar gibi yüksek karbonhidratlı besinlerin kalorileri genel olarak düşük. Karbonhidratların her gramı 4 kaloriyken, yağın her gramı 9 kalori içeriyor. Bu yüzden ekmek şişmanlatır, kilo aldırır ifadesini kullanırken dikkat etmek gerekiyor. Çünkü asıl kalori ekmekten çok ekmekle birlikte tüketilen kalorice zengin gıda maddelerinden geliyor. Ekmek ortalama yüzde 45 oranında karbonhidrat içeriyor. Ancak bu oran basit şekerlerden değil nişasta gibi kompleks karbonhidratlardan oluşuyor. Çok tahıllı ekmeklerde sadece karbonhidrat değil mineraller, doymamış yağlar dediğimiz omega 3 ve 6, fitokimyasallar, antioksidanlar, E ve B vitaminler bulunuyor.

Az su içmek ödemi artırıyor!
Sağlıklı beslenmenin en önemli öğesi sudur. Kalorisi olmamasına rağmen, vücut fonksiyonlarında sindirim, metabolizma ve hücre korunmasında katalizör görevi yapıyor. Su kilo vermek isteyenlerin de en büyük yardımcısı, iştahı azaltıp metabolizmayı hızlandırıyor. Eğer yetersiz su içiyorsanız vücudunuz aldığınız suyu tutar ve şişkinlik yaşarsınız. Ödem, şişkinlik, tansiyon problemleri yaşamamak için sağlıklı bir yetişkinin günde 1.5-2.5 litre su içmesi gerekiyor.

Kilolu Kadınları Hor Görmeyin Şiddete Ortak Olmayın!

- No Comments
Kadınlara "fazla kilolusun" demenin de bir şiddet türü olduğuna dikkat çekildi.  Kadınları kiloları nedeniyle horlamanın hem beden hem de ruh sağlığını bozan duygusal şiddet etkisi yapan kadınlara bedenleriyle barışmaları ve kendilerine değer vermeleri çağrısında bulunuldu

Kadına şiddetin gündemden düşmediği günümüzde kadınlara "fazla kilolusun" demenin de aslında bir şiddet türü olduğunu biliyor muydunuz? Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan, kadını fazla kilosu bulunduğu için horlayarak sağlığını ve psikolojini bozmanın duygusal şiddet olduğuna dikkat çekerek, "Bu tür söylemler kadınların güvenini zedeler. Kadınlarda fazla kilo aslında irade zayıflığının değil, kendine bakmamanın göstergesidir. Onları hor görerek hem beden hem de ruh sağlıklarını bozmayın" uyarısını yaptı.

Kilosundan dolayı sürekli eleştirilen, baskı gören kadınların bir süre sonra kilo vermeyi ve zayıflamayı en büyük başarı olarak hayatının merkezine koyduğunu aktaran Gürhan, "Bu durumda kadınlar kilolarından bir an önce kurtulmak için sağlığını tehlikeye atabilecek tehlikeli kilo verme yöntemlerine açık duruma geliyor. Kilo vermek için her yolu deniyor, sağlığını ve yaşamını tehlikeye atıyor" dedi.

Kilo irade zayıflığından kaynaklı değil!
Kamuoyundaki yargının aksine, çoğu kadının irade zayıflığından değil, kendine bakmadığı, beslenmesine özen göstermediği için kilo aldığını da hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Nil Şahin Gürhan, kilo vermek isteyen kadınlara şu tavsiyeleri yaptı:

 Kendinizle ve bedeninizle barışın!
 Sağlıklı beslenin. Sağlıklı beslenen kişilerin enerjisi yüksek, duruşu sağlam, hafızası berrak, cildi parlak ve saçları canlı olur. Daha genç ve bakımlı görünür.

 Kilo vermek için acele etmeyin. Kilo vermek bir süreç ve bu süreç ne kadar sağlıklı olursa, sonuç da o kadar başarılı olur. Kendi bedeninin farkında olan kişi diyette de başarılı olur. Başarı da mutluluk getirir. İnsanın üzerindeki yük azaldıkça enerjisi artar, hareket kabiliyeti yükselir, daha rahat ve kolay kilo verir.

Sağlıklı beslenin enerjiniz artsın!
Sağlıklı ve yeterli beslenen insanların aynı zamanda pozitif olduğunu da açıklayan Gürhan, şunları söyledi: "Kendine güvenleri de yükselir. Hayat enerjileri artar. İş hayatında daha başarılı olur, engelleri daha rahat aşarlar. Sağlıklı beslenen kadınların fiziksel görünümleri değişirken daha rahat kıyafet seçerler. Bu da onları mutlu eder."

Nil Şahin Gürhan, sağlıklı beslenmenin aynı zamanda yeni nesillerin geleceği için de çok önemli olduğunu vurgulayarak, "Sağlıklı anneler sağlıklı çocuklar demek" değerlendirmesinde bulundu.

Erkek spermleri 6 bin kat büyütülüyor

- No Comments
Toplumdaki çiftlerin yüzde 15'i çocuk sahibi olmakta zorlanıyor. Çocuk sahibi olamayan çiftlerin yüzde 40'ında sorun erkekten kaynaklanıyor. Erkek kısırlığının başlıca sebepleri arasında; hormonal ve genetik sebepler, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, doğumsal anomaliler ile çevresel ve kimyasal etkenler bulunuyor. 

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı erkek kısırlığının nedenleri ve çözümlerini anlatarak "Eğer bir erkek ilişki kurabiliyor ve meni geliyorsa 'onda kısırlık olmaz' düşüncesi çok yaygın. Bir erkeğin cinsel fonksiyonu mükemmel olabilir ama menisinde hiç sperm hücresi olmayabilir" açıklamasında bulundu.

Her ay tek bir tane üretilen yumurta hücresinin tersine, erkeğe ait üreme hücresi olan sperm sayısı milyonlarcadır. Erkek üreme organlarında bir spermin yapılış sürecinin yaklaşık 75 gün olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı "Bu süre sonunda olgun hale gelen spermler semen içinde dış ortama atılır. Normal şartlarda sperm hücreleri, tek bir yumurta için yarışa girerler ve içlerinden en hızlı, en kaliteli olanı yumurta hücresinin dışındaki zarı delerek döllenmeyi gerçekleştirir. Sağlıklı bir erkek, her boşalmada vajinaya 300 - 500 milyon sperm bırakmaktadır" açıklamasında bulundu.

Böcek ilacı ve tiner erkeklerde kısırlığa neden olabiliyor
Erkeğin sahip olduğu meslek, sigara ve uyuşturucu kullanımının yanı sıra bazı hastalıkların tedavi sürecinde kullanılan ilaçların da kısırlığa neden olabileceğini aktaran Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Tüp Bebek Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Aydın Arıcı "Araştırmalara göre zehirli kimyasal maddeler sperm düzeyinin düşmesine neden olabiliyor. Böcek ilacı ya da tiner gibi maddelerle çalışılıyorsa mutlaka filtreli maske takılması gerekiyor. Çalışılan ortam sık sık havalandırılmalıdır.

Bunun yanında çevresel atıklar, hidrokarbonlar, aşırı miktarda bilgisayar, cep telefonu gibi radyasyon yayan cihazlar henüz tam kanıtlanmasa da kısırlığa sebep olabileceği düşünülüyor. Tümör tedavisi süresince kullanılan ilaçlar, radyoterapi, yaralanmalar ve kazalar da sperm üretimini olumsuz yönde etkiler" açıklamasında bulunuyor.

Erkek kısırlığı vakalarında spermler 6 bin kat büyütülüyor
Tüp bebekte karşılaşılan tüm erkek kısırlığı vakalarında mikroenjeksiyon yöntemini kullandıklarını anlatan Arıcı "Mikroenjeksiyon yöntemi uygulanırken spermler yaklaşık 300 kat büyütülerek seçilmektedir. Son zamanlarda erkek infertilitesinde başarıyı arttırıp daha iyi embriyo gelişimini sağlayan IMSI yöntemiyle spermler yaklaşık 6000 kat büyütülerek seçilmektedir ve bu da şiddetli sperm sorunu olan olgularda gebelik şansını klasik yönteme göre yaklaşık iki kat arttırmaktadır" dedi. Son zamanlarda kullanılmaya başlanan bir diğer yöntemin de mikro akışkan çip ya da sperm çip olarak bilinen yöntem olduğunu belirten Arıcı "Gerek mikroenjeksiyon yönteminde olsun gerekse IMSI yönteminde olsun spermler morfolojileri ve hareketlerine göre seçilmekteyken mikro-çip yöntemiyle bunlara ek olarak DNA yapısı en ideal olan spermlerin seçile bilindiği öngörülmektedir.

Mikro-çipler çok ufak kanalcıklardan meydana gelir ve bu sayede en iyi kalitedeki spermlerin seçimine yardım eder. Bu yöntem ile sağlıklı olmayan, DNA'sı hasarlı spermler ile kaliteli ve hasarsız olan sağlıklı spermler ayrıştırılarak tedavide kullanıma olanak sağlanır. Böylece kaliteli ve DNA hasarı olmayan spermler kullanılarak elde edilen embriyolarda gebelik şansını arttırdığını gösteren çalışmalar mevcuttur" dedi.

Kuruyemiş Dost Mu Düşman Mı?

- No Comments
Türkiye'nin tüp mide sonrası beslenme konusunda öncü kurumu Bariatriklab' dan Uzman Diyetisyen Nazlı Acar, vitamin ve mineral deposu kuruyemişlerin yararlarını sıralarken, sağlıklı beslenmek isteyenleri yüksek yağ oranları ve kalorileri konusunda uyarıyor. Eğer porsiyona sadık kalınırsa, en sağlıklı ara öğün seçeneklerinden biri olan kuruyemişleri keyifle tüketmek mümkün.

Parlayan güneş, daha sağlıklı ve fit bir bedene kavuşmak için en büyük motivasyon kaynağı. Ilık bahar günlerinde ve yaz akşamlarında, dışarıda yürüyüşler ve uzun sohbetler artıyor. Böyle günlerde en yakın arkadaşlarımız, elimizdeki paketten alıp yediğimiz kuruyemişler… Acaba yüksek kalorileri nedeniyle uzak durmaya çalıştığımız kuruyemişleri diyetimizi destekleyecek bir dosta dönüştürmek mümkün mü? Yaz günlerine ideal kilosunda girmek isteyenler, beslenme programlarında kuruyemişlerden nasıl yararlanabilir?

Obezite cerrahisi alanında 1500'ü aşkın başarılı uygulamaya imza atan Doç. Dr. Halil Coşkun, kliniğinde psikiyatrist ve diyetisyenden oluşan bir ekiple, aşırı kilolu kişiler için yeni bir hayat inşa ediyor. Aynı zamanda Bariatriklab.com'un da yazarlarından olan Uzman Diyetisyen ve Bariatrik Beslenme Uzmanı Nazlı Acar'a, yaz mevsimine girerken kuruyemişler hakkında merak edilenleri sorduk.

Acar, "Sağlıklı bir beslenme programı, mutlaka kuruyemişleri de içermeli. Kuruyemişler güçlü birer antioksidan olmalarının yanı sıra bağışıklık sistemini güçlendirme, büyüme-gelişmeyi destekleme ve dikkat artırma üzerindeki yararlarıyla sağlık için vazgeçilmezdir. Vitamin ve mineral deposu olan kuruyemişlerin çeşitli kronik rahatsızlıklar ve bazı kanser türlerinin görülme olasılığını azaltan etkisi bilimsel araştırmalarla ortaya konmuştur" diyor.

Kuruyemişin Yüzde 50-60'ı Yağ

Kuruyemişler, atıştırmalık olarak açlığı bastırmak ve vücudun sağlıklı protein ihtiyacını karşılamak açısından önemli faydalar sağlar. Kuruyemişlerdeki kaliteli protein, diyetin yanı sıra spor yapanlar için de yararlıdır çünkü vücuttaki fazlalıklardan kurtulurken kasların korunmasına yardım eder. Diyet listelerinin vazgeçilmezi olan bu yiyeceklerin tüketim miktarlarına dikkat etmek ise çoğu zaman gözden kaçırılmaktadır. Ne yazık ki, kuruyemişler gözümüze küçük gözüktüğünden, evde ya da işyerlerinde, televizyon karşısında, çalışırken veya dinlenirken, önerilen miktarların üzerine çıkılabiliyor.

Uzman Diyetisyen Nazlı Acar, kuruyemişlerin tüketilen miktarlarının yüzde 50-60'ının yağ olduğuna dikkat çekerek, sınırsız değil kalorileri hesaplanarak yenilmesini öneriyor. Aksi takdirde ideal kiloya ulaşma hayaliyle yenen fazla miktarda kuruyemiş, yüksek kalorisi nedeniyle, kilo alma sebeplerinden birine dönüşebilir.

Bir avuç fındık (45 gr.) 286 kalori,
Üç tane ceviz 78 kalori,
Bir avuç fıstık (50 gr.) 265 kalori,
Bir avuç kavrulmuş badem (45 gr.) 259 kalori,
Bir avuç (30 gr.) beyaz leblebi 107 kaloridir.

Enerji veren, bedensel ve zihinsel yorgunluğu giderip hafıza üzerinde olumlu etkiler yapan kuruyemişler, ara öğün olarak bir porsiyonun üzerinde tüketilmemelidir.

Ölçüyü kaçırmamak için küçük gramajlardaki paketler tercih edilebilir ya da bir kaseye konarak yenecek miktara sınır getirilebilir

Şekere bağlı çocuklar alkol bağımlısı olabilir

- 21 Haziran 2017 Çarşamba No Comments
10. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresi'nde bağımlılığa dair her şey masaya yatırılıyor. Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Bağımlılık Psikiyatrisi Derneği'nin düzenlediği kongrede şeker ve alkol bağımlılığı ilişkisi tartışıldı. Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, çocukluğunda şekere bağımlı olanların ileride alkol kullanım bozukluğuna aday kimseler olduğunu söyledi.

Psikiyatride tanı ve tedavinin geldiği son nokta, yeni yaklaşımlar psikiyatri dünyasının önde gelen isimleri ile 10. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresinde masaya yatırılıyor.
Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Bağımlılık Psikiyatrisi Derneği'nin düzenlediği kongrede "şeker bağımlılığı ve alkol kullanım bozukluğu" arasındaki ilginç ilişki de tartışıldı.

Şeker bağımlısı kişiye alkol tedavisinde kullanılan ilaçlar etki ediyor!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, çocukluğunda şekere bağımlı olanların ileride alkol kullanım bozukluğuna aday kimseler olduğunu söyledi. Noyan şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bağımlılık tedavisinde ilaçlara karar verirken dönem dönem hangi hastaya hangi ilaçla devam edeceğimize dair kararsızlıklar yaşayabiliyoruz. Özellikle alkol kullanım bozukluğu olan hastalarda bazı ilaçlar var, ilacın fayda etmesi için kritik incelikler söz konusu oluyor. Uzun soluklu olarak yapılan genetik analizler ve başka incelemeler mümkün ancak pratik bir yöntemle geçmiş döneminde yani çocukluğunda şeker bağımlılığı olan, şekere yatkınlığı olan, şeker yemeyi çok seven ve ondan haz alan kişiler, alkol kullanım bozukluğu ya da alkol bağımlısı olduklarında bu tedavide kullanılan ilaçlardan fayda görüyor."

Şeker bağımlılık yapıyor

Şekerin kendisinin de aslında bir bağımlılık oluşturduğuna dikkat çeken Noyan, çocukluğundan itibaren şeker tüketmeye alışkın olan bir kişinin beyninin, uyuşturucu madde kullanıyormuş gibi ödül ceza sistemini aktive edip, dopamin salgıladığını söyledi. Sonrasında bu kişinin şekere ya da maddeye bağımlı hale geldiğini kaydeden Noyan, şeker bağımlılığının aynı zamanda yeme bağımlılığının farklı bir boyutu olduğunu kaydetti.

Şeker bağımlısı çocuğu bekleyen riskler!

"Çocukluk döneminde şeker bağımlılığı ya da şekere yatkınlığı olan çocukların daha dürtüsel olduklarını da vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Noyan, bu kişilerin başka hastalıklara da aday olduklarını ifade ederek şunları söyledi:
"Çocukluk döneminde şeker bağımlılığı ya da şekere yatkınlığı olan çocukların, dürtüsel olmakla birlikte, dikkat eksikliği hiperaktive bozukluğuna yakalanma riski de artıyor. Sonraki hayatlarında bu kişilerin alkol kullanım bozukluğuna yakalanma ihtimali de artıyor. Çocukluğunda şekere bağımlı olanlar ileri yaşlarda bağımlılığa da aday"

Davranışsal bağımlılıklara da adaylar!

"Yediğimiz şekere karşı verdiğimiz cevap bedenimizin ödül-ceza merkezinin verdiği bir tepkidir" diyen Noyan, "Bu çocukluğumuzdan ve biyolojik, genetik olarak aktarılıyor. Sonradan edinilmiş bir şey değil. Genetik yapımız buna müsait ise şekerden keyif alıyoruz.

Ödül eksikliği sendromu dediğimiz yani beynimizde dopaminerjik yolakları eksi olan kişiler stresle baş etmeye yetersiz olduklarında ya da hayattan keyif alamadıklarında alkol, madde nikotin gibi maddeleri kullanır, yemek karbonhidrat, şeker ve benzeri şeyleri yemeye daha yatkın oluyor. Bu kişiler seks, kumar ve oyun gibi davranışsal bağımlılıklara da aday oluyorlar" diye konuştu.

Bu davranışlarda bulunduklarında keyif aldıklarını gören kişilerin davranışlarını devam ettirdiklerini vurgulayan Yrd.Doç.Dr. Onur Noyan, şeker ve maddenin beyinde aynı etkiyi yaptığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:"
Şeker yendiği ve madde kullanıldığında beynimizde olanlar birbirine yakın yolaklarda oluyor. Belki madde kadar beyindeki o dopaminerjik yolaklara ya da ödül merkezi aktive olmuyor ama alkol kullanım bozukluğunda kullanacağımız ilaçların fayda sağlayacağının işaretini veriyor. Yurt dışında yapılan çalışmalar, ailelerinde alkol bağımlılığı olan kişilerin çocuklarının şeker bağımlısı olduğu görülmüş. Şeker bağımlılığı olan çocuklu ailelerde alkol bağımlısı çok fazla olduğu tespit edilmiş."

Düşük yağlı diyet sağlığa tehdit mi?

- No Comments
Sabri Ülker Vakfı, "Bilim Bunu Konuşuyor" platformu aracılığı ile sağlık ve beslenme alanlarındaki en güncel bilgileri kamuoyuyla paylaşarak, bu alanlarda bilgi kirliliğinin önlenmesi için çalışmalarına devam ediyor.

İngiltere Halk Sağlığı İşbirlikleri Organizasyonu'nun (Public Health Collaborations) yayınlamış olduğu beslenme rehberinde yer alan ve yüksek yağ alımının şişmanlık veya kalp damar hastalıkları ile ilişkili olmadığını öne süren öneriler, beslenme gündeminde sıcak başlık olarak yerini korurken, Sabri Ülker Vakfı, işbirliği yaptığı uluslararası referans kurumların görüşlerine dayanarak diyet yağlarının sağlık etkilerini gündeme taşıyor.

Sabri Ülker Vakfı kurulduğu 2009 yılından bu yana topluma dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak amacıyla, uluslararası platformdaki güvenilir kurumları takip ediyor ve bu kurumlarla işbirliği içerisinde çalışıyor. Vakıf, "Bilim Bunu Konuşuyor" bültenleriyle de bu kurumlardan elde ettiği bilimsel ve en güncel bilgileri Türkiye gündemine taşıyor.

Vakıf, son olarak İngiltere Halk Sağlığı İşbirlikleri Organizasyonu'nun (Public Health Collaborations), "İngilizler için Sağlıklı Yeme ve Zayıflama Rehberi" üzerine uluslararası medyada gündem olan diyetle yağ alımı ve sağlık ilişkisini, referans kurumların bilimsel verilerinin ışığında Türkiye gündemine taşıyor.

İngiltere'de yayınlanan ve kısa sürede gündeme oturan rehber, "İngiltere'de her 4 kişiden birinin obez olduğuna ve bunun yıllık 47 milyon Euro sağlık harcamasına yol açtığına" dikkat çekerken, yağ alımı konusunda sağlık otoriteleri ve bilimsel veriler ile çelişkili öneriler sunduğu için tartışılıyor.

Sağlıklı Yeme ve Zayıflama Rehberi neden tartışılıyor?
Tartışma konusu olan rehber, besinlerin toplam veya doymuş yağ içeriğini dikkate almak yerine, besinlerin genel sağlık etkilerine odaklanılması gerektiğini savunuyor. Bu hipotezi ileri sürerken de yüksek yağ alımı ile kalp-damar hastalıkları ve şişmanlık arasında herhangi bir ilişki kurulmamış çalışmaları kaynak gösteriyor. Rehber, diyetle alınan toplam enerjinin yarısının karbonhidratlar, diğer yarısının ise yağ ve proteinlerden sağlanmasını öneriyor. Bu öneri için kaynak gösterilen çalışmaların yöntemi hakkında yeterli bilginin olmaması, önerinin ne kadar güvenilir olduğunu sorgulatıyor.

Rehberin, İngiltere için mevcut sağlıklı beslenme önerilerinin değiştirilmesinde tek başına yeterli olmadığı vurgulanıyor. Ayrıca otoriteler tarafından rehberin sistematik bir derleme olarak hazırlanmadığı ve kullanılan kaynaklar hakkında yeterli bilgi vermediği için ileri sürdüğü önerilerin bilimsel açıdan çok gerçekçi olamayacağı belirtiliyor.

Referans kurumlar ne söylüyor?
Enerji alımı ve harcamasında dengenin sağlanmasını öneren Dünya Sağlık Örgütü (WHO), yağ alımının, diyetin toplam enerjisinin yüzde 30'unu aşmamasını ve diyette doymuş yağlar yerine doymamış yağların tercih edilmesini öneriyor. Dünya Sağlık Örgütü, basit şeker alımının diyetin toplam enerjisinin yüzde 10'unu aşmadığı takdirde bir sorun teşkil etmediğini de belirtiyor.
Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) ise çocuk ve yetişkinlerde karbonhidrat alımının, diyetin toplam enerjisinin yüzde 45-60'ını, yağ alımının ise yüzde 20-35'ini aşmamasını ve Dünya Sağlık Örgütü önerilerine benzer olarak doymuş yağlar yerine doymamış yağların tercih edilmesini öneriyor.

'Bilim Bunu Konuşuyor' nedir?
Ulusal ve uluslararası basında yer bulan sağlık ve beslenme ile ilgili makaleleri ve bu makalelerin kaynağını inceleyen Sabri Ülker Vakfı, bu alanlardaki bilgi karmaşasının önüne geçmeyi amaçlıyor. Vakıf tarafından bilimsel bir süzgeçten geçirilen bilgiler, tarafsız bir yorum ve anlaşılır bir dille köşesinde topluma sunuluyor.

Beslenme bilimine ilişkin en güncel bilgileri ve son çalışmaları, herkesin faydalanabileceği açıklıkta paylaşan Sabri Ülker Vakfı'nın "Bilim Bunu Konuşuyor" bültenlerine http://www.sabriulkervakfi.org/BBK adresinden ulaşmak mümkün.

KAYNAKLAR
1.http://www.who.int/nutrition/publications/nutrient...
2. http://www.who.int/nutrition/publications/guidelin...
3. https://www.efsa.europa.eu/en/press/news/nda100326

Brezilyalı kalçalara sahip olmak hayal değil

- No Comments
Son yılların en fazla tercih edilen estetik operasyonlardan birisi olan popo estetiği, bayanlara canlı, biçimli ve yuvarlak hatlara sahip olan bir kalçaya kavuşmalarını sağlıyor

Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Bülent Cihantimur, Brezilya poposu estetiği hakkında açıklamalarda bulundu: "Düzgün yuvarlak ve dik kalçalar kadın çekiciliğinin ikonik bölgelerinden bir tanesidir. Bayanların bedenlerinin en estetik noktalarından birisi olan kalça ve popo bölgesi, formunu kaybetmişse, kışın kalın kıyafetlerin altına saklanırken, yaz mevsimiyle tam bir sorun halini, alamaya başlıyor.

Yaza girmeden kışın formunda kalçalara sahip olmak isteyenler için, kış mevsimi bu operasyon için son derece uygun bir zamandır".

Popo Neden Sarkar?

"Popo bölgesi, en sık şekilde yaşlanmayla, hızlı kilo kaybıyla, egzersizden yoksun bir hayat tarzıyla veya genetik biçim bozukluklarıyla şekilsiz hale gelir ve sarkmalar, hacim kayıpları gözlemlenir. Popo bölgesindeki aşırı yağ dokusu, cildin zamanla sarkmasına ve formunu yitirmesine sebep olur. Siz ne kadar egzersiz yaparsanız yapın, sarkmış ve canlılığını kaybetmiş bir kalça bölgesini, eski formuna ya da dilediğiniz biçimli yuvarlak hatlara kavuşturamayabilirsiniz" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, Brezilya poposu estetiğinin tüm bu sorunları çözümlediğini dile getirdi ve ekledi:" Estetik cerrahlar olarak, sarkmış, biçimini ve dolgunluğunu kaybetmiş kalçalara bugüne kadar sayısız teknik ve uygulama ile tekrar form kazandırmaya çabaladık.

Çoğunlukla yapılan askılama yöntemleri poponun ağırlığından kaynaklanan bozulmalar sebebiyle tekrar eski haline dönüyor ve hastaların tekrar tekrar aynı popo estetiğini yaptırmalarıyla sonuçlanıyordu. Bu yöntem hem hastaya zaman kaybı yaşatıyor, kesi izi bırakıyor, üstelik iyileşme süreciyle alakalı sorunlar yaşamalarına sebep oluyordu".

Örümcek Ağı Estetiği ve Yağ Transferi

Cihantimur, "İşte tüm bu sebeplerden dolayı yüz bölgesinde son derece başarılı sonuçlar aldığımız Cihantimur Örümcek Ağı Estetiğini, popo bölgesinde de uygulamaya başladık. Sarkık ve biçimini kaybetmiş popoya, Örümcek Ağı Estetiği ile öncelikle ağ sistemini örüyoruz. Sonrasında popoya canlılık ve hacim kazandıracak, Cihantimur Yağ Transferi tekniğini uyguluyoruz. Hastanın kendisinden alınan yağ hücresini, örülen, ağ şekline getirilen iplerin arasına enjekte ediliyoruz.

Hücrelerle zenginleştirilmiş plazma jel yağ transferi sayesinde herhangi bir dolgu uygulamasına gerek kalmaksızın poponun dikleşmesini ve form kazanmasını sağlıyoruz. Popo bu uygulamalarla kalkık, biçimli ve gülümseyen bir surat gibi canlı gözükmeye başlıyor. Bu 2 tekniği entegre ederek oluşturduğumuz popo estetiği sayesinde, hastalarımız kısa zamanda, etkili ve son derece konforlu geri dönüşler alıyorlar" ifadesinde bulundu.