Son Yazılar

Son Yazılar

Uykusuzlukla Baş Etmenin Yolları

- 4 Kasım 2016 Cuma No Comments
Uykusuzluk zaman zaman hepimizin yaşadığı bir sorun. 

Hayatımızda bir şeylerin ters gitmesi, stresli çalışma ortamları, tükettiğimiz besinler ve daha pek çok etken, gece boyu huzursuz saatler geçirmemize neden olabiliyor.

Rahat, deliksiz, dinlendirici bir uykunun özlemini çekiyorsanız aşağıdaki önerilere bir göz atın!

Yatak odanızı davetkar, sıcak ve sevebileceğiniz bir mekana dönüştürün. Odanın dağınık ve dikkat dağıtıcı olmamasına özen gösterin. Yatağınızın ihtiyaçlarınıza uygun olup olmadığından emin olun. Yanlış yatak kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarına neden olabilir ve bu da uyku bozukluklarına yol açabilir.

Yatağı uyumak için kullanın. Televizyon seyretmek, bir şeyler atıştırmak, bilgisayarla uğraşmak, çalışmak gibi aktiviteler için yatağı tercih etmeyin. Eğer yatmadan önce kitap okuma alışkanlığınız varsa keyifli içeriğe sahip olanları okumayı tercih edin.

Terapistlerin de genellikle kullandıkları bir yöntem olan "yeniden şartlandırma" yönteminden faydalanabilirsiniz. Bu metodun uykusuzluk sorunu yaşayan insanlar için yatak ile uyku arasındaki ilişkiyi yeniden yapılandırmaları açısından yardımcı olduğu biliniyor. Eğer uykuya geçme konusunda sorun yaşıyorsanız, uykusuz olduğunuz süre içerisinde yataktan kalkıp başka bir odaya geçmeyi deneyin. Böylece yatağı sadece uyku ile ilişkilendirebilmeniz mümkün olur.

Düzenli bir uyku-uyanıklık döngüsü kurmaya özen gösterin. Böylece vücut saatiniz de bu döngüye uyum sağlayacak ve uyku ya da uyanma saatinize göre kendini ayarlayabilecektir. Bunu sağlamanın en güzel yolu da hafta sonlarında bile mümkün olduğunca aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya özen göstermektir.

Şekerleme yapmaktan kaçının. Gün içerisinde ufak tefek uyku kaçamakları ne kadar cazip olursa olsun, gündüz vakti ufacık bir uyuklama bile gece uykusunu daha da zor hale getirmeye yeterli olabilir.

Öğleden sonra ve akşamları kafein tüketiminizi azaltmayı deneyin; daha az çikolata yemek ya da kola ya da kahve içeren içecekler tüketmek gibi...

Alkol tüketiminizi takip edin. Uyku saatinizin yaklaştığı zamanlarda alkollü içecekler içmemeye çalışın. Gün içerisinde aşırı miktarda tüketilen alkol de uyku düzenini bozabilir ve yetersiz uykuya sebep olabilir.

Gün içerisinde fırsatınız olursa birkaç egzersiz yapmaya çalışın. Yatmadan önce ise yorucu egzersizler yapmaktan kaçının.

Akşamları daha hafif yemekler tüketmeye çalışın. Akşamları yenen ağır yemekler ya da yatağa gitmeden kısa bir süre önce yenen atıştırmalıklar rahat bir uykuya engel olabilir.

Yatma saatiniz yaklaşırken günün stresinden ve kafanızı meşgul eden düşüncelerden uzaklaşmak için kitap okumak, müzik dinlemek ya da güzel bir film izlemek gibi rahatlatıcı aktivitelerle ilgilenin. Bu zihninizin rahatlamasına yardım ederek güzel bir uyku için sizi hazırlayacaktır.

Soğuk havada yüzünüzü kurulamadan sokağa çıkmayın!

- No Comments
Hava sıcaklıklarının gün geçtikçe düşmesi soğuk havalara bağlı hastalıkları da beraberinde getiriyor.

Hava sıcaklıklarının gün geçtikçe düşmesi soğuk havalara bağlı hastalıkları da beraberinde getiriyor. Soğuk algınlığı, grip ve zatürreden korunmak için kaşkolumuzu sıkı sıkı sarıp, eldivenimizi dahi giyiyoruz ancak bazen yüzümüzü tam olarak kurulamadan ya da saçlarımız ıslakken, başımıza bir kapüşon geçirip sokağa çıkıyoruz. Oysa yüz felci en çok soğuk havayı seviyor ve kendisine dikkat etmeyenleri seçiyor.

Soğuk hava yüz felci riskini artırıyor
Yüz felci, ani başlayan yüzün bir tarafındaki kasların felci ile seyreden bir hastalıktır. Beyinden çıkan 7. sinirin fonksiyonunun bozulması ile ortaya çıkar. Hastalanan kişi, yüzün bir tarafında, kaş kaldırma, göz kapatma ve ağız büzme hareketlerini yapmakta zorlandığını veya yapamadığını fark eder. Görülme sıklığı, yaşa ve yaşanılan coğrafyaya göre değişmekle birlikte, yılda 100 bin kişide 15–35 kişidir. Genç ve orta yaşlı yetişkinlerde biraz daha sık görülür. Yüz felcinin vücutta sessiz duran herpes virüsünün tekrar aktif hale gelmesi ile oluştuğuna inanılır. Bu aktifleşme, sinirde enfeksiyon gelişimine, şişmeye, sıkışmaya ve nihayet fonksiyonunu yapamamaya neden olur.

Laboratuar ve klinik gözlemlerle, herpes virüsünü tekrar aktif hale getiren faktörler belirlenmiştir.

Bunlar:
Fiziksel durumlar: Radyasyon, travma, vücutta başka bir enfeksiyonun olması ve soğuk hava.
Psikolojik durumlar: Sosyal stresler.
Bağışıklığın etkilendiği durumlar: Kanser, yanık, AIDS, transplantasyon, kemoterapi.

Soğuk kış aylarında yüz felci, yaz aylarına göre daha sık görülmektedir. Soğuk havaya maruz kalma, yutaktaki yapıları etkileyip, herpes virusunun aktifleşmesine neden olabilir. Gündüz ve gece sıcaklığında büyük değişimler, açık alandaki soğuk havaya uzun süre maruz kalma veya sık sık aniden soğuk alana çıkma, soğuk havada açık pencereli bir arabada seyahat etme veya açık pencere önünde uyuma, yüzdeki damarlarda kasılmaya ve daralmaya neden olarak geçici olarak az kanlanmaya neden olabilir ve sonuçta sinir hücrelerinde herpes virusunun aktifleşmesine neden olabilir.

Kaşkol ile yüzünüzü koruyun
Yüz felcinden kısmen korunmak mümkündür. Yüzün ıslak ve nemli kalması soğuğun etkisinin artmasına neden olur. Bu nedenle yüzün ve saçların iyice kurutulması önemlidir. Evde, işyerinde ve nakil araçlarında hava akımı olabilecek yerlerde bulunmaktan kaçınılmalıdır. Aşırı soğuk havaya çıkmak veya o ortamda bulunmak gerekiyorsa, soğuğun etkisini azaltacak kaşkol kullanmak gibi önlemler alınmalıdır.

Yüz felci genellikle iyileşen bir rahatsızlıktır. İyileşme sürecini hızlandıran kortizon ve anti viral ilaçları erken dönemde kullanmaya başlamak gerekir. Hastalık oluştuktan sonra da soğuktan korunmak, yüzün ve saçların nemli kalmamasına dikkat etmek çok önemlidir.

Nöroloji Bölümü Uzm. Dr. Abdullah Özkardeş

Vertigonun Sizi Ziyaret Etme İhtimali

- No Comments
Son zamanlarda çok daha gergin ve stresliyseniz, baş dönmeniz artmaya başladıysa; baş dönmesi sırasında ayağınızın altındaki yerin kaydığını ve tepetaklak olduğunuzu hissediyorsanız; üstelik buna bir de bulantı ve kusma eşlik ediyorsa dikkat edin Vertigo olabilirsiniz…

Vertigonun aslında baş dönmesinin genel adı olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Gülümser Kızıltaş Tokmak; ‘Baş dönmeleri beyin kaynaklı ve beyin dışı nedenlere bağlı olabilir. Beyin kaynaklı baş dönmeleri genellikle beyincik ve beyin sapı bağlantılarında meydana gelen kitle, damar tıkanıklığı, kanama gibi nedenlerle oluşur.

Genelde daha sinsi başlar. Beraberinde daha sıklıkla bulantı, kusma olur ve dengesizlik, konuşma bozukluğu, kolda bacakta güçsüzlük gibi nörolojik bulgular eşlik edebilir. Beyin dışı dediğimiz baş dönmeleri ise daha çok kulaktan veya metabolik nedenlerden kaynaklanabilir.

Vertigo daha çok kalp damar risk faktörü olan bireylerde, titiz, çabuk sinirlenen, kendi işini asla başkasına bırakmayan, ertelemeyen, aceleci, hassas, A tipi kişilik olarak tanımladığımız özelliklere sahip olan bireylerde ve travma sonrasında görülebilir. Bunun yanında işleri gereği sürekli hareket halinde bulunması gereken meslek sahiplerinde de meslek hastalığı olarak görülebilir.

Vertigo teşhisi konulurken önemli olan vertigoya beyin mi beyin dışı kaynakların mı neden olduğunun belirlenmesidir. Eğer nörolojik muayenede beyin kaynaklı olduğunu düşünüyorsak tomografi, kranial MR gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanırız. Özellikle belli bir yaşın üstündeki kalp ve damar hastalığı risk faktörü taşıyan kişilerde boyun damar ultrasonu diye bilinen karotis ve vertebral arterlerin dopplerini yapmak ve beyine giden damarların akımını ölçmek faydalı olabilir. Fakat vertigo beyin dışı nedenlere bağlı ise kulak burun boğaz muayenesi ve kan tablosuna bakmak faydalıdır.

B 12, kan sayımı, demir, kan şekeri gibi tahliller bizi sonuca götürebilir. Vertigo beyin kaynaklıysa ve beyinde yer alan tümör, damar tıkanıklığı veya beyin kanaması mı buna göre tedavi edilir. Damar tıkanıklığında kan sulandırıcılar, beyin kanamasında anti ödem tedaviler ve kitlede özellikle cerrahi operasyon ya da kemoterapi, radyoterapi yapılabilir.’ diye konuştu.

Grip virüsleri de tatilden döndü

- No Comments
Mevsim geçişlerinin bağışıklık sistemi güçsüz kişileri olumsuz etkilemesi ve şehre dönüş, okulların açılması gibi nedenlerle toplu yaşamın artmasıyla birlikte grip virüsleri yeniden dört bir yanımızı sardı.

Özellikle Ekim-Kasım aylarında grip, soğuk algınlığı, nezle gibi şikayetlerin arttığına dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, günlük 1000 mg C vitamini takviyesine başlanmasını öneriyor. Akkurt ayrıca, narenciye ve sularının tüketiminin artırılmasını, bir litre içme suyuna bir limonun suyu sıkılarak vücudun hem bağışıklığı, hem de detoksunun güçlendirilmesini tavsiye etti.

Mevsim geçişlerinin bağışıklık sistemi güçsüz kişileri olumsuz etkilemesi ve şehre dönüş, okulların açılması gibi nedenlerle toplu yaşamın artmasıyla birlikte grip virüsleri yeniden dört bir yanımızı sardı. Virüslerden korunmak için öncelikle gribe yakalanmış insanlara 1,5 metreden fazla yaklaşılmamasını öneren Dr. Sinan Akkurt; açık ofis, okul, hastane, fabrika gibi kalabalıkla iç içe olunan yerlerde eczanelerde satılan dezenfektanlarla ellerin ve ortak kullanılan telefon, klavye, masa gibi nesnelerin de temizlenmesi gerektiğini dile getirdi. Kapalı ortamların sık sık havalandırılması gerektiğini belirten Dr. Sinan Akkurt, riskin bağışıklık sistemi güçlü kişiler için daha düşük olduğunu söyledi. Akkurt, güçlü bir bağışıklık sistemi için düzenli beslenme, düzenli uyku, hareketli yaşam ile birlikte elektromanyetik kirlilikten arınmanın, stres ve sigaradan uzak durmanın önemini vurguladı.

Gribe karşı doğal savunma yolları
Dr. Sinan Akkurt, "Soğuk algınlığı ve grip ilaçları ağrı, ateş, burun tıkanıklığı, öksürük gibi şikayetlerinizi baskılayabilir, ancak gribi tamamen tedavi etmez." dedi. Dr. Akkurt, bol sıvı tüketimi, tuzlu su ile ağız ve burun gargarası, nane-limon ya da kuşburnu, ıhlamur, ekinezya çayları gibi evde kolaylıkla uygulanabilecek yöntemlerin yanında biorezonans metodundan da hem bağışıklık güçlendirme, hem de virüslerle savaşma adına yararlanılabileceğini kaydetti.

Buharlı banyo yapın ve naneli sıcak su buharı soluyun
Ev istirahatı boyunca günde 1-2 kez bol buharlı sıcak duş alınmasının, evin nemli tutulmasının ve hatta sıcak su dolu bir kaseden buhar solunmasının iyileşme sürecini destekleyeceğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, buharı solunacak suyun içine nane katılarak ferahlatıcı etkinin artırılabileceğini kaydetti. Öksürüğü rahatlatmak için bir kesme şekere 2-3 damla kekik yağı damlatılarak yutulabileceğini dile getiren Dr. Akkurt, doğal bir takviyenin tarifini ise şöyle verdi: Toz haldeki birer çay kaşığı zencefil, zerdeçal ve tarçını bir yemek kaşığı balla karıştırarak macun haline getirin ve 8 saat arayla günde üç kere alın.

Ilık suyla duş ateşi 2°C düşürebilir
"Eğer şikayetlere 38 derece üzerinde ateş de eşlik ediyorsa, bir bardak ılık suya bir limon suyu ekleyin. Buna çorap ya da herhangi bir kumaş batırıp bacaklarına uygulayın. Ateş düşürücü ilaç ateşi genellikle 1-1,5 °C düşürürken, ılık suyla duş ya da vücudu silme işlemi 2°C düşürebilir…" diyen Dr. Akkurt, şikayetlerin sürmesi durumunda muhakkak doktora başvurulması gerektiğinin altını çizdi.

Diyete Psikolojik Yaklaşım

- 11 Eylül 2016 Pazar No Comments
Zaman zaman bedenimize küseriz, aynaya baktığımızda mutsuz oluruz, istediğimiz kıyafeti giyemediğimizde moralimiz bozulur. hissettiğimiz bu moral bozukluğu sonunda ise kendimizi buzdolabının önünde buluruz. Ya da bir bakmışız kucağımızda bir paket çikolata. 

Bu durumları genelinde yeme bozuklukları olarak adlandırabiliriz. Yeme bozukluğu kısır döngüsü, sıkıntı, tatminsizlik, öfke, üzüntü hali, suçluluk gibi olumsuz duygular ile kendini gösterir. Genelde bu olumsuz duyguların kaynağında depressif duygulanım, yüksek kaygı düzeyi, kişinin yaşamındaki sıkıntılı ve üzücü olaylar ve diğer psikolojik sorunların varlığı etkendir. Humanite Psikiyatri Tıp Merkezi Direktörü Prof.Dr.Sedat Özkan, yeme davranışının psikolojik etkisi ve Psiko-Diyet hakkında bilgi veriyor..

İnsanlar yemek yemeyi seviyor diye de çok yiyebilir bu durum patolojik midir ?
Öncelikle yemek yeme davranışı açlığı gidermek ya da bir lezzet denemek amaçlı mı yoksa patolojik kökenli mi buna bakmak gerekir. Kişi eğer açlık duygusu olmadığı halde dürtüsel olarak yemek yemeye yöneliyor ise bu durum psikopatolojik olarak değerlendirilebilir. Ya da fiziksel hastalığa veya hormonal sebeplere bağlı ise yine patolojik olması soz konusudur.

Bu sebeple yeme davranışı anormal ise hem dahili hem psikolojik yonden değerlendirilmeli patolojik olup olmadığına karar verilmelidir

Beslenmeyle ilgili düzenleme yapılırken nasıl bir psikolojik destek alınabilir ?
Beslenme bireylerin psikolojisini etkilediği gibi psikolojik durumları da beslenme alışkanlıklarını etkiler.

Psikolojiyi dikkate almayan diyet başarılı olamaz!
Beyin ve psikolojiden bağımsız yeme programı düşünülemez. Yemek yeme davranışımız anamızdan sütle sevgi almaya başladığımız andan itibaren şekillenmeye başlar. Yaşadıklarımız, duygularımız, düşüncelerimiz, beklentilerimiz, öfkemiz, cinsel yaşantımız, doyum ve doyumsuzluklarımız; hepsi yemek yeme davranışımızı etkiler. Ağız bölgesiyle yemek yeriz, sevişiriz, konuşuruz ya da “çiğ çiğ yemek isteriz”. Dolayısıyla zayıflama ya da kilo vermeye ilişkin diyet programı; kişinin beynini, psikolojisini, yemek yeme davranışını etkileyen derinliklerdeki psikolojiyi ve günlük yaşamın duygu-zihin etkileşimlerini dikkate almak zorundadır. Bunları dikkate almayan diyet programları başarısızlığa mahkumdur. Hatta kişide bazen daha fazla kaygı ve kısır döngü yaratır. Kişilerin Biyo-psiko-sosyal açıdan beden, beyin, ruh ve çevre etkileşimlerini inceleyen bilimsel diyet programının adı Psiko-Diyet’tir.

Psiko-Diyet programında kişiler öncelikle dahili yönden degerlendirilir. Burada kan şekerinden hormonlara kadar açlık ve yeme alışkanlığını etkileyen patolojik bir faktör olup olmadığına bakılır. Ardından diyet uzmanı ve psikolog tarafından görüşmeler gerçekleştirilir. Diyet uzmanı sağlıklı beslenme alışkanlığını kazandırırken psikolog ise bunun istikrarlı bir şekilde devam etmesini saglayabilir.

Ruhu ve beyni dikkate almadan bedeni zayıflatamayız!
Özellikle anoreksiya ve blumia gibi yeme alışkanlıklarını direk etkileyen psikolojik bozukluklar dışında depresyon , kadınlarda pms dediğimiz adet oncesi sendromlar ve bir çok psikopatolojik tabloda psikoloğun doğru beslenme alışkanlığını kazandırmak ve sürdürmekte büyük rolü vardır.

Neden beslenmeyle ilgili önlemler hedefe ulaşmak için yetmiyor ?
Beynimiz ( düşüncemiz,inançlarımız, korkularımız, beklentilerimiz, isteklerimiz) yeme bozukluğu oluşumunu engellemenin ya da tedavi etmenin başında, kişide kalıcı davranış değişikliklerinin yaratılması gelmektedir. Kişinin, yemek yeme düzenini, diyet ve egzersiz programını, geçici ve kısa dönemli olarak görmesinin engellenmesi, ve bu düzeni bir yaşam tarzı olarak görmesi amaçlanır.
Aksi takdirde, diyetin sonlanması ile beraber tekrar kilo alımı da kaçınılmaz olacaktır. Bütün bu nedenlerdendir ki kilo vermek ya da sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için çizilen yol haritasında farklı alanları da içerisinde barındıran bir ekip desteğine ihtiyaç vardır.

Kilo sorunu olanların kendilerine özgü psikolojisinden söz etmek mümkün mü ?
Kilo sorunu olanların kendine özgü psikolojileri vardır. Öncelikle mevcut durumdan rahatsız olmak ancak durumu değiştirecek güçte olamamak büyük bir problemdir. Pek çok kişi bunu iştahın açık olması ya da ne yesem yarıyor olarak da nitelendirir ancak durum zannedilenden daha derinlerde olabilir. Kişi kilo problemi yüzünden sosyalleşmekten kaçıyor, kendine olan saygısını güvenini kaybediyor bile olabilir.

Daha öncede belirtmiş olduğum gibi psikopatolojik ya da fiziksel bir nedenden kaynaklanıyor olabilir.

Son olarak;
Bedenleri zayıflatmak uğruna ruhu zedelememek en onemlisidir.

Panik atak ve panik bozukluk aynı şeyler değildir!

- No Comments
Korku, kaygı ve endişe kaynaklı panik nöbetleri şeklinde seyreden panik atağın kesin bir nedeni olmamakla beraber, tedavisi mevcut!

“Kalp krizi geçiriyorum, galiba ölüyorum!”
Panik atak, beklenmedik bir anda kendiliğinden ortaya çıkan, kişide korku ve huzursuzluk yaratan panik nöbetleriyle seyreden bir hastalıktır. Hastanın yaşadığı yoğun kaygı ve endişe ile beraber özellikle tehlikede olduğu hissi, hastalığın klinik görünümünü oluşturur.

Bazılarımız duygularını ifade etmekte güçlük çeker ya da ifade edemez. Özellikle negatif duyguların sözlü ya da fiziksel şekilde yansıtılamadığı durumlarda, söz konusu duygular bilinçaltında depolanarak, en ufak bir stres nedeniyle tetiklenip panik atağa ya da diğer psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilirler. Panik atak, çoğunlukla nedensiz bir şekilde ortaya çıkar ve en tipik özelliklerinden biri de ölüm korkusudur. Atak esnasında tıpkı kalp krizi geçiriyormuş gibi kişinin kalp atışları hızlanır, aldığı nefes yetersiz geliyormuş hissiyle derin derin, sık sık nefesler almaya başlar ve kalp krizi benzeri bir klinik tablo sergiler. Fakat endişe etmeye gerek yok! Çünkü bu bir kalp krizi değil, sadece panik atak! Dolayısıyla yaşamınız ve sağlığınız güvende, rahatlayın…

Tıpkı kalp krizi gibi: çarpıntı, terleme, tıkanma, baş dönmesi, göğüste ağrı ve sıkışma !
Psikolog Fatih Sönmez’e panik atak belirtilerinin neler olduğunu sorduğumuzda, uzmanımız şunları sıraladı:

• Çarpıntı, kalbin sert ve fırlayacakmış gibi atması,
• Terleme, ateş basması, bazen de üşüme,
• Titreme,
• Nefes almada güçlük, boğulma korkusu, tıkanma,
• Baş dönmesi, bayılacağını düşünme,
• Bulantı, geğirme, karın ağrısı çekme,
• Nefesin kesilmesi, aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefesler alma,
• Göğüs sıkışması ve göğüste ağrı,
• Kendini hissedememe, kendine yabancılaşma, algılama güçlüğü,
• Çevrenin gerçek olmadığını düşünme (derealizasyon),
• Ölüm korkusu,
• Çıldıracağı düşüncesi ve hissi,
• Başkasına zarar vermekten duyulan yoğun korku,
• Vücutta uyuşma, karıncalanma vs…

Panik atak teşhisi konulduktan sonra tedavi edilebilmesi mümkün olan bir hastalıktır!
Pek çok panik atak hastası, mevcut hastalık belirtilerinin psikolojik kökenli olduğunu düşünemediğinden ya da kabullenemediğinden, hastanelerin acil servislerine başvururlar. Mevcut belirtiler kalp krizi ya da solunum güçlüğü gibi hayatı tehdit eden hastalıklarla karıştırılabildiği için bu hastalıkların teşhisine yönelik tüm testler yaptırılır; fakat hiçbir test sonucunda bu ciddi hastalıkları doğrulayan bir sonuç tespit edilemez. İşte bu noktada panik atak akla gelerek, hasta uzman bir psikiyatr veya psikoloğa yönlendirilir.

Panik atağın teşhisi konulduktan sonra tedavisinin mümkün olduğunu söyleyen psikolog Fatih Sönmez, panik atak esnasında hastanın neler yapması gerektiğini şöyle anlatıyor: “Hastalar panik atak krizleri esnasında genellikle hastanelerin acil servislerine gitmeyi tercih ederler. Fakat bu tutum panik bozukluğun daha çok köklenmesine ve kişinin korkudan korkmasına sebep olur. Panik bozukluğu olan bireyin önce bunun psikolojik bir rahatsızlık olduğunu ve kalp krizi geçirmeyeceğini bilmesi gerekir. Ardından burnundan yavaş ve derin nefesler alıp ağzından vererek, bunu belli bir müddet tekrarlamalıdır. Zihni kabinde ve vücudunda olmamalıdır. Panik atak esnasında bunları yapmak ve uygulamak zor olabilir. Ama bunlar uygulandığı takdirde kişiyi sakinleştirmeye yardımcı olur ve birey içinde bulunduğu durumu kontrolü altına alabildiğini gördükçe rahatlar ve hastalığın kendi kontrolünde olabileceğini görür.”

Panik atak ve panik bozukluk aynı şeyler değildir!
Uzmanımız panik atak ve panik bozukluğun birbirleriyle bağlantılı olan, fakat birbirinden farklı olan iki rahatsızlık olduğunu vurguluyor. Panik bozukluğu, panik atağı bir veya birden fazla kez deneyimleyen hastalarda görülen kaçınma davranışları olarak özetleyen Sönmez, hastanın bir daha panik atak yaşamamak için evden dışarı çıkmaması, evde yalnız kalmaktan kaçınması, sürekli önlemler alması, kendini heyecanlandırabilecek tüm durumlardan kaçınması gibi davranışların panik bozukluğa işaret ettiğini söylüyor. Panik bozukluğun ise hastanın yaşamını kısıtlayıp kısırlaştırarak hem kendine, hem çevresine duyduğu güven duygusunu azalttığını ve hayattan alması gereken hazzı engellediğini vurguluyor!

Egzersiz Yapmak İçin 15 Sebep

- No Comments
Stresten cinsel gücü artırmaya kadar egzersizin faydaları bu yazımızda...

Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, stresten cinsel gücü artırmaya, bağımlılık tedavisinden ölümcül hastalıkların tedavisine kadar egzersiz yapmanız için önemli gerekçeleri sizler için derledi. İşte daha uzun, kaliteli ve başarılı bir ömür şansı sunan 15 altın neden:

1- Bilim dünyasında yapılan son çalışmalar, düzenli yapılan egzersizin beynimizin hippokampüs denilen, büyük ölçüde hafıza ile ilgili kısmında yeni sinir hücreleri oluşturduğunu ve bunun da öğrenme ve hafıza yeteneğini artırdığını ispatladı.

2- Yaratıcı düşünceyi ve konsantrasyonu geliştirir.

3- Antikor ve beyaz kan hücrelerinin (vücudun savunma sistemi) vücuda hızlı bir şekilde salınmasını sağlar. Hastalığı normalden daha hızlı bir şekilde bulur. Bu reaksiyonlar bağışıklık sisteminizi uyarır ve destekler.

4- Endorfin denen kimyasalların kan dolaşımına katılmasına sebep olarak mutluluk hissini arttırır ve stresi azaltır. Aynı zamanda beynin strese karşı salgıladığı norepinefrin konsantrasyonunu da arttırarak anksiyeteyi hafifletir. Depresyon hissini azaltır.

5- Kalbinizi kuvvetlendirerek kalp krizi riskini azaltmaya yardım eder. Kanser (bazı türlerde), osteoporoz ve diabet riskini azaltır. Yüksek tansiyonu düşürür, omurga ile alakalı hastalıkların tedavisinde çok önemli rol oynar. Kolestrol seviyesini düzenler. Ağrıya olan toleransınızı arttırır. Bunamayla savaşarak mental sağlığınızı destekler.

6- Fiziksel aktivite idrar ve ter gibi atıkların çıkışını arttırarak, bakterilerin akciğerlerinizden atılmasını sağlar. Böylelikle soğuk algınlığını da önler.

7- Egzersiz boyunca antioksidan savunma sistemi kuvvetlenir, bu antioksidanlar serbest radikallerin toksik etkilerini engelleyebilir. Normalde vücudun devamlılığı için serbest radikallere gerek vardır fakat bunlar rastgele üretilirse vücuttaki biyolojik yapıları etkileyerek hücre ve dokulara zarar verebilir, bu da yaşlanma sürecinin hızlanmasını sağlar. Ayrıca egzersiz ile birlikte dokulara oksijenden daha zengin kan gönderilir böylelikle hücrelere giden oksijen miktarını artar. Cildinizin tonu ve rengi güzelleşir.

8- Fiziksel performansınızı arttırarak vücudunuzun fit, güçlü ve daha iyi görünmesini sağlar. Biçimli görünen bir vücut hangi yaş ve cinsiyette olursanız olun kendinize olan güveninizin artmasını sağlar.

9- Kemiğe binen stresin artması, kemiklerinizin kuvvetlenmesini ve kalınlaşmasını sağlar, eklem fonksiyonunu ve kas kuvvetini geliştirir. Vücudunuzdan kas kaybını önler ve postürünüzü düzeltir. Denge ve koordinasyonu arttırır.

10- Her türlü keyif veren durumda (egzersiz, sex, uyuşturucu, alkol ya da yemek) beyin ‘ödül kimyasalı’ dediğimiz dopamini serbestleştirir. Ne yazık ki bazı insanlar dopamine bağımlı hale gelir. Kısa süreli egzersiz bağımlılıkları olan insanların özlemlerini kısa süreli olarak karşılar. Bağımlılıklarınızı kontrol etmeye yardım eder. Ayrıca başka problemleri de çözmekte de yardımcı olur. Örneğin alkolikler içki içmeden uykuya dalamazlar, egzersiz vücut saatini düzenleyerek bu problemi çözmeye yardımcı olur. Egzersiz olumlu bir stres kaynağıdır, vücut bu fiziksel stresi kompanse etmek için, derin uykuda geçireceğiniz zamanı arttırır. Uykunuzu daha kaliteli hale getirir.

11- İştahınızı ve yeme alışkanlıklarınızı düzenler.

12- Dayanıklılık ve enerjiyi arttırır, yorgunluğu azaltır.

13- Beyne giden kan akışını, şeker ve oksijen miktarını artırır. Böylelikle konsantre seviyeniz yükselir. Yaptığınız işteki verimliliğiniz artar.

14- Seks isteğini ve tatmini arttırır.

15- Yaşam kalitesini yükseltir.

Mutfağınızda Bir Eczane Saklı!

- No Comments
Migren için ton balığı, cilt güzelliği için havuç, kansere karşı direnç için domates…

Sağlımızla ilgili bir problemle karşılaştığımızda mutfağımızdaki gıdalara bir göz atmakta fayda var. Çok severek tükettiğimiz besinlerin belki de vücut üzerindeki etkilerini bilmiyoruz. Prof. Dr. Dilek Demir Erol, hemen herkesin tükettiği gıdaların faydalarını ve hangi sağlık soruruna karşı koruyucu olduğunu anlatıyor.

Baş ağrısı çekiyorsanız, kabızlık probleminiz varsa, saçlarınız cansızlaşmışsa sorunlarla baş etmek için sebze ve meyvelerden yararlanabilirsiniz. Süt içerek kemiklerinizi güçlendirebilir, kuru cilt için ton balığı, kanserle savaşta domates ve tofu tüketebilirsiniz…

Ton balığı: Ton balığında bulunan yağ asitleri kan basıncını düşürücü, migrene bağlı baş ağrılarını baskılayıcı, egzamayı önleyici ve kuru cilde nem desteği sağlayıcı özelliğe sahip bulunuyor.

Mantar: Besleyici, bağışıklık sistemini güçlendirici, kilo vermeye yardımcı özellikleri bulunan mantar kalori değeri de düşük olduğu için çok yense bile kilo aldırmaz. Bol miktarda bitki selülozu bulunan mantar; kabızlığı önlüyor, kandaki kolesterol miktarını azaltıyor, ortalama bir meyveden daha fazla C vitamini içeren mantar, bu nedenle metabolizmayı da çalıştırıyor.

Süt: D Vitamini ve kalsiyum içermesi nedeniyle kemikleri ve dişleri güçlendiriyor.

Portakal: Kanseri önleyici birleşimi olan portakal, kişinin günlük C vitamini gereksinimini karşılıyor ve bakterilere karşı direnci artırıyor. Portakal, sağlığa zararlı olan ve tümör hücrelerinin gelişimine yardım eden serbest radikaller ile hızla savaşıyor.

Havuç: A vitaminince zengin olan havuç, saça ve cilde iyi geliyor.

Ceviz: 1 poundu (453 gr) yaklaşık 5 pound yumurtaya veya 9 pound süte eşdeğer olan ceviz beynin gıdasıdır. Cevizde bulunan proteinler arasında lysine maddesi bulunur. Bu madde beyin için faydalıdır ve gözaltı torbalanmalarına da iyi gelir.

Maden suyu: Cilde iyi gelen maden suyu, sindirime ve toksinlerin atılmasına da yardımcı oluyor.

Çilek suyu: Lezzetli olduğu kadar, sağlık açısından da faydalı olan çilek suyu, cilt dokusunu düzgünleştirir, ishale iyi gelir, karaciğer ve idrar atılım sistem rahatsızlıklarında faydalıdır. Ayrıca dişeti rahatsızlıklarına iyi gelir; nefesi tazeler ve boğazı yumuşatır.

Domates: Kansere karşı savaşta etkili olan domates iştah açıcı, enerji verici ve cilt tonu açıcı özelliklere de sahip bulunuyor. Lif ve C vitaminince zengin olan lahana sindirim sistemine iyi geliyor, detoksifikasyona da yardımcı oluyor.

Soya fasülyesi: Östrojen bakımından zengin olan soya fasulyesi kadın sağlığı için son derece önemli bir besin. Soya fasulyesinden elde edilen bir tür peynir olan ve iyi bir protein kaynağı olan tofunun, içeriğinde bulunan isoflavin adlı maddeler östrojeni azaltabiliyor. Göğüs kanserinden endişelenenlerin tofu yemesi öneriliyor.

Patates: Menopozdaki sıcak basmalarına, kabızlığa iyi gelen patates gözaltı morluklarını da azaltıyor.

Yoğurt: Sindirimi kolaylaştıran yoğurt, bağırsak enfeksiyonunu önlüyor ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Sütle karşılaştırıldığında; düşük yağ ve yüksek kalsiyum oranı nedeniyle yoğurt tercih edilmeli. B2 vitaminince zengin olan yoğurdun vücuda çok faydası bulunuyor.

Brokoli: Antioksidanlar, C vitamini, karotenoidlerden ve proteinden son derece zengin olan brokolinin; en iyi Anti Aging gıdalardan biri ve anti kanser gıda olduğu biliniyor.

Kabuklu deniz ürünleri: B12 Vitamini içeren kabuklu deniz ürünlerinin cilt sağlığı, esnekliği ve parlaklığı için faydaları bulunuyor.

Yumurta: Özellikle kahvaltıların vazgeçilmezi yumurta ise hafızayı güçlendirmenin yanında, H vitamini (Biyotin) alımına ve sentezine yardım ediyor.

Çikolata: Yatıştırıcı özelliği, dokusu ve tadı ile beynin kortikal zevk merkezini uyarıyor. İşte bu nedenle çikolata yiyince kendimizi iyi hissediyoruz.

Elma: Selüloz, C vitamini ve şeker içeren elma; uçuk oluşmasını önlüyor, cildin parlaklığını korumasına yardımcı oluyor.

REKLAM

Sponsor reklam Artık Büyük Göğüsler Hayal Değil

Logo_4