Son Yazılar

Son Yazılar

Diyete Psikolojik Yaklaşım

- 11 Eylül 2016 Pazar No Comments
Zaman zaman bedenimize küseriz, aynaya baktığımızda mutsuz oluruz, istediğimiz kıyafeti giyemediğimizde moralimiz bozulur. hissettiğimiz bu moral bozukluğu sonunda ise kendimizi buzdolabının önünde buluruz. Ya da bir bakmışız kucağımızda bir paket çikolata. 

Bu durumları genelinde yeme bozuklukları olarak adlandırabiliriz. Yeme bozukluğu kısır döngüsü, sıkıntı, tatminsizlik, öfke, üzüntü hali, suçluluk gibi olumsuz duygular ile kendini gösterir. Genelde bu olumsuz duyguların kaynağında depressif duygulanım, yüksek kaygı düzeyi, kişinin yaşamındaki sıkıntılı ve üzücü olaylar ve diğer psikolojik sorunların varlığı etkendir. Humanite Psikiyatri Tıp Merkezi Direktörü Prof.Dr.Sedat Özkan, yeme davranışının psikolojik etkisi ve Psiko-Diyet hakkında bilgi veriyor..

İnsanlar yemek yemeyi seviyor diye de çok yiyebilir bu durum patolojik midir ?
Öncelikle yemek yeme davranışı açlığı gidermek ya da bir lezzet denemek amaçlı mı yoksa patolojik kökenli mi buna bakmak gerekir. Kişi eğer açlık duygusu olmadığı halde dürtüsel olarak yemek yemeye yöneliyor ise bu durum psikopatolojik olarak değerlendirilebilir. Ya da fiziksel hastalığa veya hormonal sebeplere bağlı ise yine patolojik olması soz konusudur.

Bu sebeple yeme davranışı anormal ise hem dahili hem psikolojik yonden değerlendirilmeli patolojik olup olmadığına karar verilmelidir

Beslenmeyle ilgili düzenleme yapılırken nasıl bir psikolojik destek alınabilir ?
Beslenme bireylerin psikolojisini etkilediği gibi psikolojik durumları da beslenme alışkanlıklarını etkiler.

Psikolojiyi dikkate almayan diyet başarılı olamaz!
Beyin ve psikolojiden bağımsız yeme programı düşünülemez. Yemek yeme davranışımız anamızdan sütle sevgi almaya başladığımız andan itibaren şekillenmeye başlar. Yaşadıklarımız, duygularımız, düşüncelerimiz, beklentilerimiz, öfkemiz, cinsel yaşantımız, doyum ve doyumsuzluklarımız; hepsi yemek yeme davranışımızı etkiler. Ağız bölgesiyle yemek yeriz, sevişiriz, konuşuruz ya da “çiğ çiğ yemek isteriz”. Dolayısıyla zayıflama ya da kilo vermeye ilişkin diyet programı; kişinin beynini, psikolojisini, yemek yeme davranışını etkileyen derinliklerdeki psikolojiyi ve günlük yaşamın duygu-zihin etkileşimlerini dikkate almak zorundadır. Bunları dikkate almayan diyet programları başarısızlığa mahkumdur. Hatta kişide bazen daha fazla kaygı ve kısır döngü yaratır. Kişilerin Biyo-psiko-sosyal açıdan beden, beyin, ruh ve çevre etkileşimlerini inceleyen bilimsel diyet programının adı Psiko-Diyet’tir.

Psiko-Diyet programında kişiler öncelikle dahili yönden degerlendirilir. Burada kan şekerinden hormonlara kadar açlık ve yeme alışkanlığını etkileyen patolojik bir faktör olup olmadığına bakılır. Ardından diyet uzmanı ve psikolog tarafından görüşmeler gerçekleştirilir. Diyet uzmanı sağlıklı beslenme alışkanlığını kazandırırken psikolog ise bunun istikrarlı bir şekilde devam etmesini saglayabilir.

Ruhu ve beyni dikkate almadan bedeni zayıflatamayız!
Özellikle anoreksiya ve blumia gibi yeme alışkanlıklarını direk etkileyen psikolojik bozukluklar dışında depresyon , kadınlarda pms dediğimiz adet oncesi sendromlar ve bir çok psikopatolojik tabloda psikoloğun doğru beslenme alışkanlığını kazandırmak ve sürdürmekte büyük rolü vardır.

Neden beslenmeyle ilgili önlemler hedefe ulaşmak için yetmiyor ?
Beynimiz ( düşüncemiz,inançlarımız, korkularımız, beklentilerimiz, isteklerimiz) yeme bozukluğu oluşumunu engellemenin ya da tedavi etmenin başında, kişide kalıcı davranış değişikliklerinin yaratılması gelmektedir. Kişinin, yemek yeme düzenini, diyet ve egzersiz programını, geçici ve kısa dönemli olarak görmesinin engellenmesi, ve bu düzeni bir yaşam tarzı olarak görmesi amaçlanır.
Aksi takdirde, diyetin sonlanması ile beraber tekrar kilo alımı da kaçınılmaz olacaktır. Bütün bu nedenlerdendir ki kilo vermek ya da sağlıklı bir bedene sahip olabilmek için çizilen yol haritasında farklı alanları da içerisinde barındıran bir ekip desteğine ihtiyaç vardır.

Kilo sorunu olanların kendilerine özgü psikolojisinden söz etmek mümkün mü ?
Kilo sorunu olanların kendine özgü psikolojileri vardır. Öncelikle mevcut durumdan rahatsız olmak ancak durumu değiştirecek güçte olamamak büyük bir problemdir. Pek çok kişi bunu iştahın açık olması ya da ne yesem yarıyor olarak da nitelendirir ancak durum zannedilenden daha derinlerde olabilir. Kişi kilo problemi yüzünden sosyalleşmekten kaçıyor, kendine olan saygısını güvenini kaybediyor bile olabilir.

Daha öncede belirtmiş olduğum gibi psikopatolojik ya da fiziksel bir nedenden kaynaklanıyor olabilir.

Son olarak;
Bedenleri zayıflatmak uğruna ruhu zedelememek en onemlisidir.

Panik atak ve panik bozukluk aynı şeyler değildir!

- No Comments
Korku, kaygı ve endişe kaynaklı panik nöbetleri şeklinde seyreden panik atağın kesin bir nedeni olmamakla beraber, tedavisi mevcut!

“Kalp krizi geçiriyorum, galiba ölüyorum!”
Panik atak, beklenmedik bir anda kendiliğinden ortaya çıkan, kişide korku ve huzursuzluk yaratan panik nöbetleriyle seyreden bir hastalıktır. Hastanın yaşadığı yoğun kaygı ve endişe ile beraber özellikle tehlikede olduğu hissi, hastalığın klinik görünümünü oluşturur.

Bazılarımız duygularını ifade etmekte güçlük çeker ya da ifade edemez. Özellikle negatif duyguların sözlü ya da fiziksel şekilde yansıtılamadığı durumlarda, söz konusu duygular bilinçaltında depolanarak, en ufak bir stres nedeniyle tetiklenip panik atağa ya da diğer psikolojik rahatsızlıklara sebep olabilirler. Panik atak, çoğunlukla nedensiz bir şekilde ortaya çıkar ve en tipik özelliklerinden biri de ölüm korkusudur. Atak esnasında tıpkı kalp krizi geçiriyormuş gibi kişinin kalp atışları hızlanır, aldığı nefes yetersiz geliyormuş hissiyle derin derin, sık sık nefesler almaya başlar ve kalp krizi benzeri bir klinik tablo sergiler. Fakat endişe etmeye gerek yok! Çünkü bu bir kalp krizi değil, sadece panik atak! Dolayısıyla yaşamınız ve sağlığınız güvende, rahatlayın…

Tıpkı kalp krizi gibi: çarpıntı, terleme, tıkanma, baş dönmesi, göğüste ağrı ve sıkışma !
Psikolog Fatih Sönmez’e panik atak belirtilerinin neler olduğunu sorduğumuzda, uzmanımız şunları sıraladı:

• Çarpıntı, kalbin sert ve fırlayacakmış gibi atması,
• Terleme, ateş basması, bazen de üşüme,
• Titreme,
• Nefes almada güçlük, boğulma korkusu, tıkanma,
• Baş dönmesi, bayılacağını düşünme,
• Bulantı, geğirme, karın ağrısı çekme,
• Nefesin kesilmesi, aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefesler alma,
• Göğüs sıkışması ve göğüste ağrı,
• Kendini hissedememe, kendine yabancılaşma, algılama güçlüğü,
• Çevrenin gerçek olmadığını düşünme (derealizasyon),
• Ölüm korkusu,
• Çıldıracağı düşüncesi ve hissi,
• Başkasına zarar vermekten duyulan yoğun korku,
• Vücutta uyuşma, karıncalanma vs…

Panik atak teşhisi konulduktan sonra tedavi edilebilmesi mümkün olan bir hastalıktır!
Pek çok panik atak hastası, mevcut hastalık belirtilerinin psikolojik kökenli olduğunu düşünemediğinden ya da kabullenemediğinden, hastanelerin acil servislerine başvururlar. Mevcut belirtiler kalp krizi ya da solunum güçlüğü gibi hayatı tehdit eden hastalıklarla karıştırılabildiği için bu hastalıkların teşhisine yönelik tüm testler yaptırılır; fakat hiçbir test sonucunda bu ciddi hastalıkları doğrulayan bir sonuç tespit edilemez. İşte bu noktada panik atak akla gelerek, hasta uzman bir psikiyatr veya psikoloğa yönlendirilir.

Panik atağın teşhisi konulduktan sonra tedavisinin mümkün olduğunu söyleyen psikolog Fatih Sönmez, panik atak esnasında hastanın neler yapması gerektiğini şöyle anlatıyor: “Hastalar panik atak krizleri esnasında genellikle hastanelerin acil servislerine gitmeyi tercih ederler. Fakat bu tutum panik bozukluğun daha çok köklenmesine ve kişinin korkudan korkmasına sebep olur. Panik bozukluğu olan bireyin önce bunun psikolojik bir rahatsızlık olduğunu ve kalp krizi geçirmeyeceğini bilmesi gerekir. Ardından burnundan yavaş ve derin nefesler alıp ağzından vererek, bunu belli bir müddet tekrarlamalıdır. Zihni kabinde ve vücudunda olmamalıdır. Panik atak esnasında bunları yapmak ve uygulamak zor olabilir. Ama bunlar uygulandığı takdirde kişiyi sakinleştirmeye yardımcı olur ve birey içinde bulunduğu durumu kontrolü altına alabildiğini gördükçe rahatlar ve hastalığın kendi kontrolünde olabileceğini görür.”

Panik atak ve panik bozukluk aynı şeyler değildir!
Uzmanımız panik atak ve panik bozukluğun birbirleriyle bağlantılı olan, fakat birbirinden farklı olan iki rahatsızlık olduğunu vurguluyor. Panik bozukluğu, panik atağı bir veya birden fazla kez deneyimleyen hastalarda görülen kaçınma davranışları olarak özetleyen Sönmez, hastanın bir daha panik atak yaşamamak için evden dışarı çıkmaması, evde yalnız kalmaktan kaçınması, sürekli önlemler alması, kendini heyecanlandırabilecek tüm durumlardan kaçınması gibi davranışların panik bozukluğa işaret ettiğini söylüyor. Panik bozukluğun ise hastanın yaşamını kısıtlayıp kısırlaştırarak hem kendine, hem çevresine duyduğu güven duygusunu azalttığını ve hayattan alması gereken hazzı engellediğini vurguluyor!

Egzersiz Yapmak İçin 15 Sebep

- No Comments
Stresten cinsel gücü artırmaya kadar egzersizin faydaları bu yazımızda...

Dr. Fizyoterapist Gamze Şenbursa, stresten cinsel gücü artırmaya, bağımlılık tedavisinden ölümcül hastalıkların tedavisine kadar egzersiz yapmanız için önemli gerekçeleri sizler için derledi. İşte daha uzun, kaliteli ve başarılı bir ömür şansı sunan 15 altın neden:

1- Bilim dünyasında yapılan son çalışmalar, düzenli yapılan egzersizin beynimizin hippokampüs denilen, büyük ölçüde hafıza ile ilgili kısmında yeni sinir hücreleri oluşturduğunu ve bunun da öğrenme ve hafıza yeteneğini artırdığını ispatladı.

2- Yaratıcı düşünceyi ve konsantrasyonu geliştirir.

3- Antikor ve beyaz kan hücrelerinin (vücudun savunma sistemi) vücuda hızlı bir şekilde salınmasını sağlar. Hastalığı normalden daha hızlı bir şekilde bulur. Bu reaksiyonlar bağışıklık sisteminizi uyarır ve destekler.

4- Endorfin denen kimyasalların kan dolaşımına katılmasına sebep olarak mutluluk hissini arttırır ve stresi azaltır. Aynı zamanda beynin strese karşı salgıladığı norepinefrin konsantrasyonunu da arttırarak anksiyeteyi hafifletir. Depresyon hissini azaltır.

5- Kalbinizi kuvvetlendirerek kalp krizi riskini azaltmaya yardım eder. Kanser (bazı türlerde), osteoporoz ve diabet riskini azaltır. Yüksek tansiyonu düşürür, omurga ile alakalı hastalıkların tedavisinde çok önemli rol oynar. Kolestrol seviyesini düzenler. Ağrıya olan toleransınızı arttırır. Bunamayla savaşarak mental sağlığınızı destekler.

6- Fiziksel aktivite idrar ve ter gibi atıkların çıkışını arttırarak, bakterilerin akciğerlerinizden atılmasını sağlar. Böylelikle soğuk algınlığını da önler.

7- Egzersiz boyunca antioksidan savunma sistemi kuvvetlenir, bu antioksidanlar serbest radikallerin toksik etkilerini engelleyebilir. Normalde vücudun devamlılığı için serbest radikallere gerek vardır fakat bunlar rastgele üretilirse vücuttaki biyolojik yapıları etkileyerek hücre ve dokulara zarar verebilir, bu da yaşlanma sürecinin hızlanmasını sağlar. Ayrıca egzersiz ile birlikte dokulara oksijenden daha zengin kan gönderilir böylelikle hücrelere giden oksijen miktarını artar. Cildinizin tonu ve rengi güzelleşir.

8- Fiziksel performansınızı arttırarak vücudunuzun fit, güçlü ve daha iyi görünmesini sağlar. Biçimli görünen bir vücut hangi yaş ve cinsiyette olursanız olun kendinize olan güveninizin artmasını sağlar.

9- Kemiğe binen stresin artması, kemiklerinizin kuvvetlenmesini ve kalınlaşmasını sağlar, eklem fonksiyonunu ve kas kuvvetini geliştirir. Vücudunuzdan kas kaybını önler ve postürünüzü düzeltir. Denge ve koordinasyonu arttırır.

10- Her türlü keyif veren durumda (egzersiz, sex, uyuşturucu, alkol ya da yemek) beyin ‘ödül kimyasalı’ dediğimiz dopamini serbestleştirir. Ne yazık ki bazı insanlar dopamine bağımlı hale gelir. Kısa süreli egzersiz bağımlılıkları olan insanların özlemlerini kısa süreli olarak karşılar. Bağımlılıklarınızı kontrol etmeye yardım eder. Ayrıca başka problemleri de çözmekte de yardımcı olur. Örneğin alkolikler içki içmeden uykuya dalamazlar, egzersiz vücut saatini düzenleyerek bu problemi çözmeye yardımcı olur. Egzersiz olumlu bir stres kaynağıdır, vücut bu fiziksel stresi kompanse etmek için, derin uykuda geçireceğiniz zamanı arttırır. Uykunuzu daha kaliteli hale getirir.

11- İştahınızı ve yeme alışkanlıklarınızı düzenler.

12- Dayanıklılık ve enerjiyi arttırır, yorgunluğu azaltır.

13- Beyne giden kan akışını, şeker ve oksijen miktarını artırır. Böylelikle konsantre seviyeniz yükselir. Yaptığınız işteki verimliliğiniz artar.

14- Seks isteğini ve tatmini arttırır.

15- Yaşam kalitesini yükseltir.

Mutfağınızda Bir Eczane Saklı!

- No Comments
Migren için ton balığı, cilt güzelliği için havuç, kansere karşı direnç için domates…

Sağlımızla ilgili bir problemle karşılaştığımızda mutfağımızdaki gıdalara bir göz atmakta fayda var. Çok severek tükettiğimiz besinlerin belki de vücut üzerindeki etkilerini bilmiyoruz. Prof. Dr. Dilek Demir Erol, hemen herkesin tükettiği gıdaların faydalarını ve hangi sağlık soruruna karşı koruyucu olduğunu anlatıyor.

Baş ağrısı çekiyorsanız, kabızlık probleminiz varsa, saçlarınız cansızlaşmışsa sorunlarla baş etmek için sebze ve meyvelerden yararlanabilirsiniz. Süt içerek kemiklerinizi güçlendirebilir, kuru cilt için ton balığı, kanserle savaşta domates ve tofu tüketebilirsiniz…

Ton balığı: Ton balığında bulunan yağ asitleri kan basıncını düşürücü, migrene bağlı baş ağrılarını baskılayıcı, egzamayı önleyici ve kuru cilde nem desteği sağlayıcı özelliğe sahip bulunuyor.

Mantar: Besleyici, bağışıklık sistemini güçlendirici, kilo vermeye yardımcı özellikleri bulunan mantar kalori değeri de düşük olduğu için çok yense bile kilo aldırmaz. Bol miktarda bitki selülozu bulunan mantar; kabızlığı önlüyor, kandaki kolesterol miktarını azaltıyor, ortalama bir meyveden daha fazla C vitamini içeren mantar, bu nedenle metabolizmayı da çalıştırıyor.

Süt: D Vitamini ve kalsiyum içermesi nedeniyle kemikleri ve dişleri güçlendiriyor.

Portakal: Kanseri önleyici birleşimi olan portakal, kişinin günlük C vitamini gereksinimini karşılıyor ve bakterilere karşı direnci artırıyor. Portakal, sağlığa zararlı olan ve tümör hücrelerinin gelişimine yardım eden serbest radikaller ile hızla savaşıyor.

Havuç: A vitaminince zengin olan havuç, saça ve cilde iyi geliyor.

Ceviz: 1 poundu (453 gr) yaklaşık 5 pound yumurtaya veya 9 pound süte eşdeğer olan ceviz beynin gıdasıdır. Cevizde bulunan proteinler arasında lysine maddesi bulunur. Bu madde beyin için faydalıdır ve gözaltı torbalanmalarına da iyi gelir.

Maden suyu: Cilde iyi gelen maden suyu, sindirime ve toksinlerin atılmasına da yardımcı oluyor.

Çilek suyu: Lezzetli olduğu kadar, sağlık açısından da faydalı olan çilek suyu, cilt dokusunu düzgünleştirir, ishale iyi gelir, karaciğer ve idrar atılım sistem rahatsızlıklarında faydalıdır. Ayrıca dişeti rahatsızlıklarına iyi gelir; nefesi tazeler ve boğazı yumuşatır.

Domates: Kansere karşı savaşta etkili olan domates iştah açıcı, enerji verici ve cilt tonu açıcı özelliklere de sahip bulunuyor. Lif ve C vitaminince zengin olan lahana sindirim sistemine iyi geliyor, detoksifikasyona da yardımcı oluyor.

Soya fasülyesi: Östrojen bakımından zengin olan soya fasulyesi kadın sağlığı için son derece önemli bir besin. Soya fasulyesinden elde edilen bir tür peynir olan ve iyi bir protein kaynağı olan tofunun, içeriğinde bulunan isoflavin adlı maddeler östrojeni azaltabiliyor. Göğüs kanserinden endişelenenlerin tofu yemesi öneriliyor.

Patates: Menopozdaki sıcak basmalarına, kabızlığa iyi gelen patates gözaltı morluklarını da azaltıyor.

Yoğurt: Sindirimi kolaylaştıran yoğurt, bağırsak enfeksiyonunu önlüyor ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Sütle karşılaştırıldığında; düşük yağ ve yüksek kalsiyum oranı nedeniyle yoğurt tercih edilmeli. B2 vitaminince zengin olan yoğurdun vücuda çok faydası bulunuyor.

Brokoli: Antioksidanlar, C vitamini, karotenoidlerden ve proteinden son derece zengin olan brokolinin; en iyi Anti Aging gıdalardan biri ve anti kanser gıda olduğu biliniyor.

Kabuklu deniz ürünleri: B12 Vitamini içeren kabuklu deniz ürünlerinin cilt sağlığı, esnekliği ve parlaklığı için faydaları bulunuyor.

Yumurta: Özellikle kahvaltıların vazgeçilmezi yumurta ise hafızayı güçlendirmenin yanında, H vitamini (Biyotin) alımına ve sentezine yardım ediyor.

Çikolata: Yatıştırıcı özelliği, dokusu ve tadı ile beynin kortikal zevk merkezini uyarıyor. İşte bu nedenle çikolata yiyince kendimizi iyi hissediyoruz.

Elma: Selüloz, C vitamini ve şeker içeren elma; uçuk oluşmasını önlüyor, cildin parlaklığını korumasına yardımcı oluyor.

Melankoli mevsiminde sağlıklı kalın

- 2 Eylül 2016 Cuma No Comments
Havalar soğudu, kış geldi çattı. Soğuk algınlığı, bronşit ve grip kapıya dayandı. Peki hastalıklardan korunmak için neler yapmalıyız? 

Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer melankoli mevsiminde sağlıklı kalmanın ipuçlarını verdi. Tamer, "Yeterli ve dengeli beslenin, spor yapmaktan vazgeçmeyin, mevsim meyve ve sebzelerini yiyin, D vitamini alın, abur cuburdan uzak durun, proteinden zengin gıdalar tüketin" dedi.

Hava kapalı, günler kısa, mevsim soğuk. Ne canımız bir şeyler yapmak istiyor ne de bedenimiz buna izin veriyor. Soğuyan havaya ayak uyduramayan beslenme düzenimiz hastalıklara davetiye çıkarıyor. Başta soğuk algınlığı olmak üzere bronşit ve grip hasta etmek için kapıda bekliyor. Ancak alınacak birkaç tedbirle hastalıklara meydan okumak hayal olmaktan çıkıyor. Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer, kış mevsimini hem ruhsal hem de bedensel olarak sağlıklı geçirmenin yollarını anlatıyor.

Grip ve benzeri durumlardan korunmak için aşı olmak, hijyen koşullarına dikkat etmek elbette önemli ama sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenerek bağışıklık sistemimizi güçlendirmek de çok önemli bir faktör hatırlatması yapan Tamer, melankoli mevsiminde sağlıklı kalabilmek için bazı önemli noktaların olduğuna dikkat çekiyor.

FINDIK, CEVİZ VE BADEMDEN VAZGEÇMEYİN

Bazı vitaminlere ayrı bir önem vermekte yarar görüyorum diyen Doç. Dr. İsmet Tamer; "Mesela E vitamini bağışıklık sistemine katkıda bulunan ve güçlü antioksidan etkiye sahip bir vitamindir. Yeşil yapraklı sebzeler, fındık, ceviz ve badem ile kuru baklagiller önemli derecede E vitamini kaynağıdırlar" dedi.

A VE C VİTAMİNLERİNDEN ZENGİN GIDALAR TÜKETİN

Kış aylarında vücut direncini artırmak ve vücuda yeterli miktarda vitamin ve mineral girişini sağlamak için özellikle bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği bulunan antioksidan etkili A ve C vitaminlerinden zengin gıdalara yönelin çağırısı yapan Doç. Dr. İsmet Tamer; havuç, brokoli, maydanoz, karnabahar gibi sebzeler ve mevsiminde bolca taptaze bulunan portakal, mandalina, greyfurt ve elma gibi meyvelerden her gün en az 4-5 porsiyon tüketmemiz gerektiğini söyledi.

D VİTAMİNİ OLMAZSA OLMAZ

Son yıllarda yapılan yüzlerce bilimsel çalışma göstermiştir ki D vitamini sadece kemik, eklem ve diş sağlığı üzerine değil, metabolizmadan tiroid bezinin düzgün çalışmasına, kronik hastalıklardan bağışıklık sistemine kadar pek çok sistemde önemli işleve sahiptir.

Kış aylarında yeterince güneş göremediğimiz için maalesef eksikliği görülen D vitamininin dışarıdan takviyesinin ülkemiz için aslında çok da zor olmadığını söyleyen Doç. Dr. İsmet Tamer, "Haftada 3-4 kez tüketmek kaydıyla taze balık, bizim sadece D vitamini ihtiyacımızı değil, aynı zamanda beyin ve kalp damar sistemi fonksiyonları için çok önemli değeri bulunan çoklu doymamış yağ asitlerinden omega-3'ü ve kalsiyum, fosfor, selenyum ve iyot gibi değerli minerallerle E vitamini için de iyi bir kaynak teşkil eder" dedi.

SAĞLIKLI ATIŞTIRMALIKLARA YÖNELİN

Kış aylarında vücut sıcaklığını en uygun seviyede korumak için enerji ihtiyacı artarken canımızın genellikle abur cubur tarzında basit karbonhidratlar tüketmek istediğini hatırlatan Doç. Dr. İsmet Tamer; "Bunların yerine kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıllı kompleks karbonhidratlar tüketmek, kan şekerimizdeki istenmeyen oynamalardan bizi koruyacak, açlık hissimizi de kontrol etmemizi sağlayacaktır. Yulaf ezmesi, kuru meyveler, kepekli bisküvi ve krakerler, meyveli az yağlı yoğurt, yağsız patlamış mısır gibi daha sağlıklı atıştırmalıkları tercih etmemiz, bizi kış aylarının melankolisinden kurtaracak yeterli kaloriyi üstelik sağlıklı şekilde almamızı sağlayacaktır" uyarısında bulundu.

SABAH KAHVALTISINDA YUMURTA TÜKETİN

Protein çok önemli elbette, özellikle de kahvaltı da bol vitamin ve mineral içeren yeşillik ve meyvelerle birlikte tüketilmesi çok çok önemli. Eğer kolesterol ya da alerji gibi bir sağlık sorununuz yoksa sabah kahvaltısında yumurta, iyi bir protein kaynağı olabilir vurgusu yapan Doç. Dr. İsmet Tamer; meyveli yoğurt ve yulaf ezmesi kombinasyonları da tercih edilebilir. Üç ana öğünde yağsız olmak kaydıyla kırmızı et, derisi ve yağı alınmış beyaz et, ızgara-buğulama veya fırında balığın da iyi protein kaynakları olduğunu kaydetti.

SOĞUK DEMEYİN GÜNDE EN AZ 8-10 BARDAK SU İÇİN

Havaların kapalı ve soğuk olması, günün erken bitmesiyle gelen halsizlik, mutsuzluk ve yorgunlukla birlikte artan yemek yeme ataklarının önüne geçmek için özellikle lifli, posalı ara öğünler eklemek, bu öğünlerde kış aylarında ideal olabilecek sahlep ve boza gibi içeceklere tarçın, zencefil eklemenin yararlı olabileceğini dile getiren Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer,"Sıvı tüketiminin dibe vurduğu kış aylarında en az 8-10 bardak su tüketmek hedefimiz olmalı. Açık çay, bitki çayları, taze sıkılmış sebze ve meyve suları da çok yararlı olur. Aşırı kafein tüketmemeli! Günde 1, en fazla 2 fincan kahve olabilir, hem metabolizma da bu sayede birazcık daha hızlandırılmış olur.

SPOR YAPIN RUHSAL SIKINTILARINIZDAN UZAKLAŞIN

Kış aylarında da düzenli olarak yürüyüşlere, evde veya kapalı diğer mekanlarda vücudumuzu fit ve enerjik tutacak egzersizlere devam etmenin şart olduğunu söyleyen Herbalife Beslenme Danışma Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmet Tamer; "Spor yaparken salgıladığımız mutluluk hormonları, beynimizi etkileyerek ruhsal sıkıntılarımızdan uzaklaşmamıza, kendimizi daha iyi hissetmemize ve bu kapalı havaların yarattığı depresif ruh halinden daha kolay çıkmamıza mutlaka yardımcı olacaktır" dedi.

Sahte botoks paniği!

- No Comments
Türkiye ve dünyada yaygınlaşan botoks uygulamasının gün geçtikçe arttığı ortaya çıktı. Ancak tedavi amaçlı da kullanılan botoks uygulaması birçok tartışmayıda beraberinde getiriyor.

Dentapolitan Diş Hastanesi İmplotoji Uzmanı ve Çene Cerrahı Doç. Dr. Mustafa Tek, botoks konusunda çok önemli açıklamalar yaptı.

BOTOKS NASIL ETKİ GÖSTERİR?
Botoks uygulandığı kas dokusunda sinirleri bloke ederek, kasın kasılmasını engellediğine vurgu yapan Tek, "Sinir uçlarından nörotransmitterin salınımını engeller. Böylece uygulandığı bölgede cilt dokusu düzgün ve kırışıksız olur.

UYGULAMASI ZOR MUDUR? YAN ETKİSİ VAR MIDIR?
Botoks uygulamak kolay bir işlemdir ve ağrı yok denecek kadar azdır. Uygulamasından sonra hafif şişlik ve kızarıklıkla karşılaşabilineceğini aktaran Dr. Tek 'kaslar üzerine etkisinin 4- 8 ay boyunca devam ettiğini bildirdi. Daha sonra tekrarlanması gerekebilir" dedi.

BOTOKS TEDAVİ AMAÇLI DA KULLANILABİLİR Mİ?
Günümüzde genellikle Botoksun kozmetik amaçlı yüzdeki mimik çizgilerinin yumuşatılması için kullanıldığına dikkat çeken Dentapolitan Diş Hastanesi İmplotoji Uzmanı ve Çene Cerrahı Doç. Dr. Mustafa Tek , "Botoks günümüzde tıp ve diş hekimliği dünyasında tedavi amaçlı da kullanılıyor" şeklinde devam etti.

Diş hekimliği pratiğinde tedavi amaçlı olarak "temporomandibuler eklem = çene eklemi tedavisinde, çiğneme kaslarının asimetrik gelişiminin tedavisinde, gummy smile = görünen diş eti estetiğinin düzenlenmesinde, bruksizm = diş gıcırdatma tedavisinde, trigeminal nevralji, tik ve tremor gibi bozukluklarin tedavisinde, çesitli spastik bozukluklarda, aşırı terleme ve bazı nörolojik hastaliklar gibi" kullanılmaktadır.

FELÇ EDER Mİ?
Botoks 18 yaş üstü bireylerde ve hekim endikasyonuna göre ihtiyaç duyulduğu zaman, estetik amaçlı ya da tedavi amaçlı yapılabilir. Botoks sadece enjekte edildiği kasın kasılmasını geçici süre olarak engeller. Felç eder bilgisi tamamıyla yanlış kullanılmaktadır.

BOTOKS KİMLER TARAFINDAN YAPILMALIDIR?
Botoks uygulaması bu konuda eğitim almış uzman hekimler tarafından yapılmalıdır.

SAHTE BOTOKSLAR VAR MIDIR?
Dentapolitan Diş Hastanesi İmplotoji Uzmanı ve Çene Cerrahı Doç. Dr. Mustafa Tek Piyasada satışa sunulan ucuz botokslar vardır. Bunlar steril olmayan koşullarda izinsiz üretilmiştir. Denetimi olmayan ve bu konuda uzman olmayan kişiler tarafından hastalara uygulanmaktadır. Bu konuda hekimlerin ve hastaların dikkatli olması gerekir. Botoks yüz dolgusu değildir. Dolasıyla yüzü şişirmez. Mimik çizgilerini yumuşatır dedi.

Sabah sporunun faydaları

- No Comments
Güne hafif egzersizlerle mutlu ve enerjik başlarken kilo vermek mümkün.

Hiçbir şey yemeden yapılan sabah sporu yağ yaktırır. Çünkü vücut uykudayken ihtiyaç duyduğu enerjiyi karbonhidratlardan alır ve sabah uyandığımızda bu depo tükenmiş olduğundan vücut ihtiyacı olan enerjiyi yağlardan sağlar.

Yapılan araştırmalar da sabah saatlerinde yapılan yürüyüş, koşu gibi aktivitelerin yağ yakımını kolaylaştırdığını ve hızlandırdığını gösteriyor. Ancak sağlığınız zarar görmeden kilo verebilmeniz için dikkat etmeniz gereken bazı noktalar var :

Öncelikle kalbinizi zorlamayacak egzersizler yapmalısınız. Örneğin 30 dakikalık yürüyüş yeterli.

Sabah egzersizlerinin ardından kahvaltı etmelisiniz. Uzun süre aç kalırsanız vücudunuz bir miktar yağ yaktıktan sonra ihtiyacı olan enerjiyi proteinlerden almaya başlar. Bu da kaslarınızın kullanacağı proteinlerin tükenmesi anlamına gelir. Kaslarınız güçsüzleşir. Bir süre sonra sabah sporunu isteseniz de yapamayacak hale gelirsiniz.

Sabah sporuna ara verdiğinizde karbonhidrat ağırlıklı kahvaltı ederseniz, vücut insülin salgılayacağı için kilo alırsınız. İnsülin, vücudun yağ depolamasını kolaylaştırır.

Sabah egzersizlerini uyandıktan on beş dakika kadar sonra yapmalısınız. Eğer daha geç yaparsanız vücudunuzun insülin direnci düşer ve açlık hissi ağır basar. Bu hisle güne başlamak bıkkınlık hissi doğurur ve kısa sürede sabah sporunu bırakırsınız.

Eğer sabah sporuna hafif esneme hareketleri eklerseniz vücudunuz mutluluk hormonu salgılar.

Ölüm riski erkeklerde 2 kat fazla

- No Comments

 VEKA MEDYA
VEDAT KIZIL | VEKA MEDYA YAYINCILIK | GENEL YAYIN MD. | BEYLİKDÜZÜ- İSTANBUL | 

 VEKA MEDYA

---------- Yönlendirilmiş ileti ----------
Gönderen: VEKA MEDYA <no-reply@blogger.com>
Tarih: 1 Mart 2016 14:54
Konu: [NET DERGİM] Ölüm riski erkeklerde 2 kat fazla
Alıcı: vedatk78@gmail.com


Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ, yaptığı açıklamada, kemiklerin organları koruma, kasların tutunmasını sağlama ve kalsiyum deposu açısından çok önemli olduğunu söyledi.

Kemik kitlesinin 30 yaşına kadar en yüksek seviyeye çıktığını vurgulayan Demirağ, bu süreçten sonra artık yıkımın başladığına dikkati çekti. Bu nedenle, 30 yaşına kadar kemik kitlesinin artırılması gerektiğini vurgulayan Demirağ, bu şekilde ileri yaşta ortaya çıkacak kemik kaybına bağlı sorunların da daha az olacağını belirtti.

Demirağ, kemik kitlesinin artırılmasında özellikle beslenme şeklinin önemli bir yer tuttuğuna işaret ederek, yeterli kalsiyum, D vitamini ve gün ışığı alınması, düzenli egzersiz yapılması, tuz tüketiminden kaçınılması, potasyum ağırlıklı meyve sebze tüketimi, sigara ve alkolden uzak durulması gerektiğini dile getirdi.

Metabolik kemik hastalıklarında minyonlar risk altında

Metabolik kemik hastalıklarının, kemik kitlesi ya da kemik mikro-mimarisini bozarak kemikte kırılganlık ve deformasyona neden olduğuna işaret eden Demirağ, bu durumun hastalık ve ölüme yol açabildiğini söyledi.

Demirağ, bazı gruplarda risk faktörünün daha yüksek olduğunu ifade ederek, "Kadınlar, minyon yapılılar, çok zayıflar, ailede osteoporotik kırık öyküsü olanlar, kendi geçmişinde kırık öyküsü olanlar, bazı hormonal hastalıkları olanlar, menopoz sonrasındakiler, her iki cinsiyet için de ileri yaş, bazı ilaçları kullananlar, bağırsaklardan emilim problemi olanlar, yeme bozukluğu bulunanlar, kronik böbrek ve organ nakil hastaları risk altındadır" diye konuştu.

Osteoporoz, erkeklerde de görülüyor

Halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporozun her iki cinste de görüldüğünü, sadece bir kadın hastalığı olduğu yönündeki algının yanlış olduğunu belirten Demirağ, şunları kaydetti:

"Osteoporoz, daha çok kadınları ilgilendiren bir sorun olarak algılanmaktadır. Oysa ki erkeklerde de osteoporotik kırıklar ileri yaşlarda sıklıkla olabilmektedir. Bu yanlış algı, erkeklerde bu konuda korunma, taranma ve tedavi açısından eksiklik yaratmaktadır.
Dünyadaki kalça kırıklarının üçte biri erkeklerde olup, erkeklerde kalça kırığı sonrası ölüm oranının, kadınlara göre 2 kat daha fazla olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle hem sağlık ekibinin, hem de toplumun bu yanlış algıyı düzeltmek üzere bilinçlendirilmesi gereklidir."

Kaynak : AA

REKLAM

Sponsor reklam Artık Büyük Göğüsler Hayal Değil

Logo_4