Son Yazılar

Son Yazılar

Hamilelikte Uyulması Gereken 10 Kural

- 11 Ağustos 2016 Perşembe No Comments

Hamilelik döneminde kilo kaybı veya zayıflama diyetleri önerilmiyor. Fakat aşırı kilo alımını engellemek ve hamilelik süresince doğru miktarda kilo alımını sağlamak amaçlı uyulması gereken birkaç kural mevcut. 

İşte Uzman Diyetisyen Emre Uzun'dan hamilelikte kilo kontrolü için 10 ipucu;

1)Hamilelikte Zayıflama Diyetlerine Başvurmayın!
Diyetisyeniniz önermediği sürece veya anne-bebek sağlığı açısından tehlikeli bir durum gözlenmediği sürece kendi kendinize kilo vermeye çalışmayın. Hamilelik süresinin sonuna kadar kişinin kilosuna göre alması gereken ideal kilo ağırlığı şöyle sıralanabilir:
Obez (BMI > 30) 5-6 kg
Kilolu (BMI > 25 -29.9) 7-11 kg
Normal (BMI > 18.5- 24.9) 11-16 kg
Zayıf (BMI< 18.5) 13-18 kg

2)Hangi Dönemde Kilo Kaybı Olabilir?
Kilo kaybı hamilelikte önerilmese de ,ilk haftalarda kadınlarda görülen sabah yorgunluğu sendromu sebebiyle yorgunluk, kusma durumlarına rastlanabilir. Bu durumlar kişide kilo ve iştah kaybına sebep olabilir. Obez kadınlarda bu sendrom yüzünden ufak çapta kilo kayıpları görülmesi, bebek ve anne sağlığını ciddi anlamda tehdit etmiyor.

3)Diyetisyeninize veya Doktorunuza Danışın:
Hamilelik döneminde kilo aldığınızı düşünüyor ve başa çıkamayacağınızı hissediyorsanız, aşırı kilo alımını engellemek ve bebek sağlığını korumak için uzman yardımı almanız iyi olacaktır. Şok diyetler veya farklı beslenme yollarını denemekten kaçınmakta fayda var.

4)Günlük Kalori İhtiyacınızın Farkında Olun:
Normal kiloda hamileliğe başlayan kadınlar normalde aldıkları kaloriden sadece 300 kkal kadar fazlasını almaları önerilir.
Normal kiloda olan hamile kadınlar yaklaşık günde 1900-2500 kkal arası almalıdır.
Emre Uzun ; Günlük ihtiyaçtan fazlası kalori alımının sağlıksız kilo artışına sebep olduğunu, hamilelik öncesi zayıf veya obezite sorunu yaşıyarsanız mutlaka doktorunuza ve diyetisyeninize başvurmanız gerektiğini vurguluyor.

5) Boş ve Gereksiz Kalori Alımından Kaçının:
Şeker ilaveli hazır gıdalardan, katı yağ kullanımından kaçının. Ayrıca kafein içerikli, çiğ deniz ürünlerinin tüketiminden kaçınmak faydalı olacaktır.

6) Hamilelik öncesi vitamin desteği alın:
Vücudunuz hamilelikte vitamine ihtiyaç duyar.Hamilelik öncesi alacağınız vitamin takviyesi vücudun ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacağı için gereksiz kalori alma isteğinizi kontrol altında tutar. Fakat unutulmamalıdır ki vitamin beslenmeye takviyedir, kesinlikle beslenmenin yerine geçmemelidir. Yiyeceklerle alınan vitaminlerden vücudun kullanma ve faydalanma kapasitesi daha yüksektir.
Hamilelik süresince folik asit, demir, kalsiyum, omega3 gibi hem bebek hem de anne sağlığı için ciddi önem taşıyan vitamin desteği mutlaka alınmalıdır. Ayrıca aşırı A,D,EK vitaminlerini içeren takviyeleri tercih etmeyiniz.

7)Küçük porsiyonlarda sık beslenin:
Çeşitli ve küçük porsiyonlarda sık beslenmek, günde üç ana öğünde aşırı yemeye göre daha sağlıklı bir yolu olduğunu ifade eden Diyetisyen Emre Uzun , böylelikle porsiyon alışkanlığınızı ve isteğinizi de daha kolay kontrol altına alabileceğinizi söylüyor.
Aşırı ve büyük porsiyonda öğün tüketmek, bulantı , gıdalardan tiksinme gibi problemlere yol açabilir. 5-8 öğün sıklığıyla küçük porsiyonlarda sık beslenmek hazımsızlık yaşamanızı engelliyor. Aynı zamanda bu tarz beslenme bebek sindirim sistemi gelişimi ve sindirim sistemi sağlığı için de faydalıdır.

8) Bebeğinize ve size faydalı olacak sağlıklı ve besin açısından zengin beslenme planı seçin:
Özellikle folat ve bitkisel protein açısından yüksek, sağlıklı yağları ve karbonhidrat çeşitlerini içeren, lifli gıdaları tercih etmeniz faydalı oluyor.
Portakal suyu, çilek,brokoli, bezelye ve tam tahıllı yiyecekler folat açısından zengin besinler kategorisinde yer alıyor.
Güne kahvaltı ile başlamayı unutmayın. Sabah kahvaltısı metabolizmanızı canlı tutar ve gün boyu dinç kalmanızı sağlıyor.
Lifli besinler kilo kontrolünüzü sağlar ve kabızlık gibi sindirim problemlerini önlüyor. Tam tahıllar, baklagiller , sebze ve meyveler zengin lif kaynaklarındandır.
Mümkün olduğunca beslenmenize çeşitli sebze ve meyve eklemenizi vurgulayan Emre Uzun ; Sağlıklı yağlardan zeytinyağı, kanola yağı, canola yağını tercih etmenizini öneriyor.

9) Sağlıklı Atıştırmalıklar Seçin:
Besin değeri yüksek, rafine şeker ve hayvansal yağ içermeyen atıştırmalıklara günlük beslenmenizde sık sık yer verin. Kilo kontrolünü sağlamak için porsiyonları küçük tutmaya dikkat edin.
Oluşan tatlı krizlerini dondurma veya şekerli atıştırmalıklar yerine muzlu veya kuru meyvelerle hazırlanmış smoothie tercih ederek baskılayabilirsiniz.
Porsiyon ve adete dikkat ederek ara öğünlerde fındık,badem,ceviz ve kuru meyveler tüketebilirsiniz.
Beyaz un ile hazırlanmış kraker-bisküvi yerine kan şekerini dengelemek için tam tahıl ile hazırlanmış atıştırmalıklar tüketin.
Şekerli içecekler yerine, düşük sodyum içerikli sebze suları, meyvelerle tat verebileceğiniz kaynak suları tüketin.

10) Hafif tempoda egzersiz yapın:
Egzersiz hamilelikte kilo kontrolünü sağlayabileceğiniz en iyi alternatif yollardan birisidir. Sağlıklı hamile kadınlar günde en 30 dk – 2 saat arası aerobik ve vücut rahatlatma egzersizleri yapmaları öneriliyor.
Egzersiz ,hamilelikte görülen vücut ağrılarını azaltmaya yardımcıdır. Uykuyu düzenliyor , ruh halinize olumlu katkı sağlıyor. Aynı zamanda hamilelik sonrasında da kilo kaybını kolaylaştırıyor. Yavaş tempoda yürüyüş, bisiklet, yoga, plates gibi sporlar hem kilo alımınızı engelliyor.
Egzersize başlamadan önce mutlaka uzmanınıza danışmayı unutmayın.

Dönem dizileri patladı sakal ekimi trend oldu

- No Comments

Son zamanlarda giderek artan bir talep gözlenen sakal ekimi, aslında daha uzun bir geçmişi olan saç ekimi işlemlerinin yüze uygulanan şeklidir. Erkeklerin sakal ve bıyık bölgesinde, kılların seyrek veya hiç olmadığı alanlara, saçlı deriden alınan kıl köklerinin nakli esasına dayanır.

Medikal Estetik Uzmanı Dr. Jale Şenyurt, sakal ekimi hakkında merak edilenleri anlattı.

HANGİ DURUMLARDA SAKAL EKİMİ GEREKLİDİR?

Bu işlem çene, yanaklar, favori bölgesi ve bıyık bölgesinde uygulanabilir. Bu işlem yüzde oluşmuş sivilce izlerini veya diğer yara izlerini kamufle etmek için de uygulanabilmektedir.

Sakal bıyık bölgesindeki kıl kökü kayıpları değişik nedenlerle oluşabilmektedir. Bu durum kalıtsal olabileceği gibi; laser epilasyon, iğneli epilasyon, cerrahi işlemler veya yanık sonrası oluşabilir.

Sakal ekiminde seyrek bölgelere nakledilecek kökler ile sıklaştırma işlemi yapılabileceği gibi, hiç kıl olmayan bölgelere de ekim yapılabilir. Böylece, kişinin istediği sakal-bıyık şekline ulaşılmaya çalışılır.

Kullanılacak kök sayısı değişebilmekle beraber; bıyık için 350-500, çene bölgesi için 600-700, favoriler için 200-250, yanak bölgesi için 300-700 civarındadır.

SAKAL EKİMİ İŞLEMİ NASIL GERÇEKLEŞİR?

Nakledilecek olan kıl kökleri, ense bölgesi veya şakaklardan alınır. Köklerin nereden alınacağına ekim bölgesindeki kılların durumuna göre karar verilir. Hangi bölgedeki kıllar, ekilecekleri sahadakine daha çok benziyorsa kökler oradan alınır. Bu arada şu unutulmamalıdır, sakal ektiren kişi ileride saç ekimi de talep edecek ise , saç ekimi için kullanılacak kök sayısı azalmaktadır . Çünkü saç ekiminde olsun sakal ekiminde olsun kıl köklerinin alındığı saha aynıdır. Sakal ektirmek isteyen kişi ileriye yönelik olarak bunu da göz önünde bulundurmalıdır.

Ekilen kılların renk dağılımını, açı ve yönlerini iyi ayarlamak, bu işin ustalık isteyen tarafıdır.

SAKAL EKİMİ UYGULAMASI NASIL YAPILIR?

Sakal ekimi lokal anestezi ve sedasyon uygulaması altında yapılır ve 2-5 saat kadar sürer. İşlemin genelde ağrısız olduğu söylenebilir. İşlem sonrası nakledilen köklerin etrafında minik kabuklar oluştuğu gözlenir. Ekim sahası kesinlikle kuru tutulmalı ve ellenmemelidir.

İşlemden sonraki 10 gün tıraş olmamanız gerekecektir. Bu yüzden işlem zamanlaması açısından iş yerinizde ve sosyal faaliyetlerinizde gerekli düzenlemeleri yapmış olmalısınız.

İşlemden sonraki ikinci gün çok zorlayıcı olmayan fiziksel aktivitelere izin verilir ve kişi şehir dışından geliyorsa evine dönmesine izin verilir. Fakat 4-5 gün daha yüze bakıldığında bir işlem yapılmış olduğu belli olacaktır.

Ekilen köklerin ucundaki kıllar yaklaşık iki hafta sonra dökülmeye başlarlar, bunda endişelenecek bir şey yoktur. Yaklaşık üç ay sonra kıllar tekrar uzamaya başlarlar.

İşlemin başarılı olması, enfeksiyon, iz kalması gibi durumlarla karşılaşmamak için; işlem sonrası bakımınızı size söylendiği şekilde çok iyi yapmalısınız.

İşlem öncesi ve sonrası doktorunuzun tavsiyelerini harfiyen yerine getirin. Bu işlemin problemsiz geçmesini ve en güzel neticelerin alınmasını sağlayacaktır.

Fazla güneş ışığı benlerde DNA hasarı riskini artırıyor

- No Comments

Yaz aylarının gelmesi ile birlikte, insanların güneşle teması artmakta ve fazla güneşe maruz kalan birçok kişi ben artışı, çillenme gibi sorunlar yaşamakta. 

Acıbadem Ankara Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Bahar Öznur güneş ışınlarının oluşturabileceği riskli durumları ve korunma yöntemlerini anlattı.

"Deri kanserlerinin önüne geçilmesinde, güneşten korunma hayati önem taşıyor"

Güneş ışınları hayatın en önemli öğelerinden birisidir. Güneş ışınlarının sayesinde vücudumuza gerekli olan D vitamini sentezinin bir kısmı gerçekleşmektedir. Ayrıca dermatolojik birçok hastalıkta güneş ışınlarının tedavi edici etkisinden faydalanılır. Ancak belli dozun üzerinde alınan güneş ışığı, vücutta zararlı etkilerin oluşmasına yol açmaktadır. Çünkü güneş ışığı ultraviyole radyasyondur. Güneş ışınlarından yeterince korunulmadığı takdirde güneş yanıkları, cilt lekelenmeleri, çillenmeler, deride kırışıklıklar, mevcut ben sayısında artma ve benlerde DNA hasarına bağlı gelişen deri kanseri gelişimi oluşmaktadır. Dolayısıyla deri kanserlerinin önüne geçilmesinde güneşten korunma, hayati önem taşımaktadır.

Bu olumsuz durumların önüne geçebilmek için neler yapmalıyız?

Yaz aylarında saat 10.00- 16.00 arasında mümkün olduğunca güneşten uzak durulmalıdır. Uygun giysiler ve geniş kenarlı şapkalar tercih edilmelidir. Korunmada bir diğer önemli faktör de güneş koruyucularının kullanımıdır. Bu kremler güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmeli, 2 -3 saatte bir tekrarlanmalı, ayrıca terleme sonrasında ve denize girip çıktıktan sonra tekrar sürülmelidir.

"Kullanılan kremlerin hepsi UV ışınlarından %100 korumamaktadır"

Koruyucunun gücü kısaca SPF olarak bilinen güneşe karşı koruma faktörü ile ölçülmektedir. Bu değer koruyucunun sadece UVB ışınlarına karşı koruma gücünü gösterir. Dolayısıyla SPF değeri 100 dahi olsa bu %100 UV koruyuculuğu anlamına gelmemektedir. Bu değerin en az 15 veya 20 olması gerekmektedir. Güneşten koruyucular genelde UVB ye karşı olup UVA nın tamamına etkili değildir. Bu yüzden bu kremlerin %100 koruyucu olmadığını bilmeli ve güneş altında kalış süremizi hiçbir zaman gereğinden fazla uzatmamalıyız.

"Kimyasal koruyucuları çocuklarda 2 yaşından önce kullanmayın"

Bebek derisi hassas olduğundan 6 aydan önce koruyucu kullanılmasını önermiyoruz. 6 aylıktan sonraki dönemde de mutlaka giysi, şapka, gözlük faktörünü göz önünde bulundurmalı, koruyucu olarak da çinko oksit gibi fiziksel koruyucuları tercih etmeliyiz. Yine sistemik emilim riski nedeniyle kimyasal koruyucuların 2 yaşın altında kullanılmaması gerekmektedir. Çocuklarda giysilerle korunma daha önemlidir.

Son trend: İnce ayak bileği

- No Comments

Kilo fazlalığı olmamasına rağmen, alt bacaklarında ve özellikle ayak bileği bölgesinde kalınlık sorunları yaşayanlar, estetik cerrahiden yardım alıyorlar

"Bölgesel yağlanma bedenin herhangi bir yerinde görülebilir. Özellikle alt bacakta, baldır bölgesinde ve ayak bileğinde olan durumlarda ise, bayanlar spor dahi yapsalar sonuç alamadıklarından yakınırlar" diyen Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrah Op. Dr. Bülent Cihantimur bu operasyona Bacak Güzelleştirme başlığı altında baktıklarını ve uyguladıkları tekniklerle son derece başarılı geri dönüşler aldıklarını belirtti.

Sorun yumuşak yağ dokusunun fazlalığı

" Alt bacak bölgesinin kalınlığından şikayetçi olan hastalarımızın tamamı, bize gelmeden evvel mutlaka diyet ve ya egzersiz deneyimi yaşamış ama sonuç alamamışlardır. Bilek ve baldırlardaki bu kalınlık, yumuşak yağ dokusunun fazlalığından kaynaklanır. Spor yaptıkça daha da fazla kalınlaşmaya müsait olan bu alan ayrıca yapılan diyetlere de cevap vermeyebilir. Zira zayıflama bedenin her yerinde gözlemlenirken, yine bu alanda inatçı bir biçimde kalan yağ fazlalığını gözlemleriz" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, bu sorunu yaşayan hastaların en çok çizme ve ya dar pantolon giyemediklerinden, yaz mevsiminde ise kısa şort etek giyemediklerinden dolayı şikayetçi olduklarını ve görsel olarak da bu sorunun altını çizdiklerini ekledi.

Pratik ve etkili bir yöntem

" Fakat bu sorun çözümsüz değil. Estetik cerrahide bacak estetiği için uyguladığımız liposcuplture tekniği, bacak kalınlığının çözümlenmesine ve kalın ayak bileği sorununu ortadan kaldırmamıza fayda sağlıyor. İnce kanüllerle sorunlu alana müdahale ediyoruz.

Liposuctiona benzer bir uygulama olan bu teknik, yağlı dokunun alınarak düzeltilmesi, estetik açıdan şekil verilmesi manasına gelir. Bu sayede tıpkı bir heykeltıraş gibi, sadece yağın alınmasına değil, geride kalan bölgeye şekil verilmesi de amaçlanır. Liposculpture operasyonu ayrıca sırt, bel, göbek, bacak içi, basenler, diz iç kısımları, çene altı gibi farklı vücut bölgelerine de uygulanabilir. Vakum yardımıyla yağ alınması sonrasında, bölgeye şekil verilerek sonlandırılır" diyen Cihantimur, hastanın işlem bittikten birkaç saat sonra evine rahatlıkla gidebileceğini ve 24 saat sonra banyo yapabileceğini açıkladı.

Erkek adam 'kısır olmaz' demeyin

- 31 Temmuz 2016 Pazar No Comments
Söz konusu sağlık olunca kadın, erkek dinlemiyor. Her evlenen çiftin hayali olan anne-babalığı ertelemeyin ve çocuğunuz olmuyorsa vakit kaybetmeden kontrollerinizi yaptırın.

Op. Dr. Seval Taşdemir, 'Eşlerin kontrole birlikte gelmelerini istiyoruz, 'Erkek adam kısır olmaz' demesinler, erkekler de kontrollerini ihmal etmesinler' diyerek uyarıyor.

Erkek üreme sağlığını; hormonlar, sperm üretimi, sperm kanallarında spermin taşınması ve cinsel fonksiyonlar etkiliyor. Bunlardan herhangi birindeki bozukluk, infertiliteye (kısırlık) neden oluyor.

Ferti-Jin Tüp Bebek ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir erkek kısırlığının nedenlerini anlattı:

1-Kriptorşizm (inmemiş testis) 
Doğumda veya doğumdan sonra en geç bir yıl içinde testisler skrotuma (yumurtalık torbasına) iner. Testislerin her ikisinin veya bir tanesinin skrotuma inmemesi, kriptorşizm olarak adlandırılır. Bu vakalarda karın içinde yukarıda kalan testisler daha yüksek ısılara maruz kaldıkları için sperm üretimi bozulur. Çift taraflı inmemiş testis vakalarında azospermi (menide hiç spermin olmaması) görülebilir. İnmemiş testis vakalarında ileride testis tümörü gelişme ihtimali de fazladır. Testisler 1-2 yaşları arasında cerrahi ile yumurtalık torbasına indirilirse, ileride üreme sağlığı olumsuz etkilenmez. Erken tedavi edilmemiş vakalarda, yardımcı üreme teknikleri ile çocuk sahibi olunabilir.

2- Testis Tümörleri
Testis tümörü nedeni ile tedavi gören erkeklerde infertilite sık görülür. Kemoterapi için kullanılan ilaçlar ve radyoterapi, sperm üretimini olumsuz etkiler. Bu vakalardan tedavi öncesinde alınan sperm örnekleri dondurularak saklanır.

3- Testiküler Travma (yaralanma) 
Testislerde meydana gelen yaralanmalar, infertilite ile sonuçlanabilir. Travma sonrası testislerde bulunan sertoli hücreleri, kan dolaşımına karışarak anti-sperm antikorlarının oluşmasına ve bu da kısırlığa yol açar.

4- Varikosel
Varikosel, skrotumda (yumurtalık torbası) ve testislerin etrafında oluşan varisli damarlardır. Genişlemiş damarlar erkeklerin yüzde 15'inde görülür. Her varikoseli olan erkek infertil değildir fakat infertilite nedeni ile değerlendirilen erkeklerin yaklaşık üçte birinde varikosel vardır. Spermatik damarların kapakçıklarının olmaması veya çalışmaması nedeni ile kan geriye doğru kaçarak göllenir. Bu, vakaların yüzde 90'ında sol tarafta görülür. Varikosel; kan akımının yavaşlamasına bağlı olarak skrotumda ısı artışına neden olarak, sol böbrek üstü bezinden gelen ters yöndeki kan akımı testislerin yüksek düzeyde toksik atıklara maruz kalmasına neden olarak, üreme hormonlarının dengesinin bozulmasına neden olarak infertiliteye yol açar. Varikoselden şüphelenildiğinde Doppler Ultrasonografi incelemesi ile tanı kesinleştirilir.

5- Enfeksiyonlar
Üreme organlarındaki enfeksiyonlar infertiliteye yol açabilir. Gonore (bel soğukluğu), tüberküloz ve bazı bakteriyel enfeksiyonlar sırasında meydana gelen iltihabi reaksiyonlar üreme kanallarında tıkanıklıklara yol açar. Bakteriyel enfeksiyonlar sperm hareketini bozarak ve gelişmekte olan sperm hücrelerine zarar vererek kısırlığa neden olabilir. Kabakulak özellikle geç yaşta geçirildiğinde testis tutulumu görülür ve kalıcı hasar oluşur. Cinsel temas yolu ile bulaşan ve oldukça yaygın olarak görülen klamidya, mikoplazma ve üreoplazma enfeksiyonları da sperm kalitesini bozarak infertiliteye neden olabilir. Bu enfeksiyonların erken tanı ve tedavisi önemlidir.

6- Sistemik Hastalıklar
Yüksek ateşli hastalıklar üreme sağlığını olumsuz etkiler. Yüksek ateş birkaç saat içinde sperm hücrelerine zarar verir. Yüksek ateşli hastalık geçiren bir erkekte yaklaşık üç-dört hafta sonra sperm sayısında ve normal yapıdaki spermlerin oranında azalma görülür. Böbrek ve karaciğer hastalığı olan erkeklerde üreme hormonları azalır. Böbrek hastalarında impotans, cinsel isteksizlik, sperm üretiminde azalma görülür. Özellikle sık diyalize giren hastalarda hormonal dengesizlik ve sperm üretiminde azalmaya rastlanır. Bazı alerjik reaksiyonlardan sonra da sperm kalitesinde bozulma görülmektedir.

7- Üreme Kanallarında Tıkanıklık 
Üreme kanallarında meydan gelen tıkanıklıklar spermin dışarı çıkışını engeller. Enfeksiyonlar, yaralanmalar, cerrahi işlemler; kanallarda tıkanıklıklara neden olabilir. Bazı erkeklerde ise kanallar doğuştan yoktur. Her iki tarafta da tam tıkanıklığın olduğu durumlarda menide hiç sperm bulunmaz.

8- Geriye Boşalma
Ejakülasyon (boşalma) sırasında meninin mesaneye doğru geriye akmasıdır. Bu vakalarda boşalma sırasında bazen çok az meni dışarı akar bazen hiç akmaz. Bu durum diyabet (şeker hastalığı), multiple skleroz, mesane boynu yaralanmaları ve prostat ameliyatları sonrasında veya hipertansiyon (yüksek tansiyon) ve depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu vakalardan alınan idrar örneklerinden spermler ayrıştırılarak aşılama yapılabilir.

9- Sinir Sistemine ait Nedenler 
Omurilik zedelenmeleri; ejakülasyonun olmamasına, ereksiyon (sertleşme) problemlerine, cinsel ilişkinin gerçekleşememesine ve sperm üretiminin azalmasına neden olur. Bu vakalarda elektrik uyarı ile ejakülasyon gerçekleştirilebilir.

BAZI GENETİK BOZUKLUKLAR KISIRLIĞA NEDEN OLABİLİR
Cinsiyet kromozomlarındaki birçok bozukluk infertiliteye neden olur. Bu vakaların birçoğunda testisler ve sperm üretimi olumsuz etkilenmiştir. Cinsiyet kromozomlarını etkilemeyen genetik bozukluklar da infertiliteye neden olabilir. Bazı kas hastalıklarında, orak hücreli anemide, Akdeniz anemisinde ve mesaneye ait bozukluklarda infertilite sık görülür. İnfertilitenin eşlik ettiği diğer bir hastalık olan kistik fibroz vakalarında ise meni miktarı ve sperm sayısı azdır. Bu vakalarda sperm kanalları gelişmemiştir.


Cinsel narsizm aldatma nedeni

- No Comments
Erkekler ve kadınlar neden aldatır? Aldatmayla ilgili yeni bir bilimsel gerçek daha ortaya çıktı. Meğer cinsel narsizm de bir aldatma nedeniymiş.

İlginç ve önemli bilginin kaynağı Florida Eyalet Üniversitesi Psikoloji Bölümü ile Kuzey Carolina Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyelerinin ortaklaşa gerçekleştirdiği "Evliliğin İlk Yıllarında Narsisizm ve İhanet / Sadakatsizlik İlişkisi" konulu araştırma.

CİNSEL YÖNDEN KENDİNİ AŞIRI YETENEKLİ GÖRENLER
Toplam 123 evli çift üzerinde yapılan bu çalışmada cinsel narsisizmin evlilikte sadakatsizliği ne derece etkilediği konusu incelendi.

Narsisizmin sadakatsizlikle ilişkisi olduğunu düşünmek için teorik düzeyde sebepler bulunduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, çiftleri yakından ilgilendiren bu önemli araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

"Cinsel yaşamda ortaya çıktığı taktirde narsisizmin cinsel davranışları etkilediği fikrinden hareketle, kişideki cinsel narsisizm duyguları ve sadakatsizlik arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu düşünülüyor. Bu ilişkinin ortaya çıkma sebeplerini anlamaya yönelik yapılan çalışmalarda cinsel narsizmin dört farklı yönünün (cinsel istismarcılık, cinsel yönden kendini aşırı yetenekli görme, cinselliğin hakkı olduğunu düşünme ve cinsel empati eksikliği -sadece kocalarda-), bu duruma sebep olduğu ortaya çıktı.

NARSİSTLER DE ALDATILIR
Araştırmaya göre, narsistlik düzeyi yüksek kişiler geçmişte partnerlerine ihanet ettikleri zamanlar olduğunu söylediler.

Öte yandan, narsistlik düzeyi yüksek kişilerin diğer kişilere göre partnerleri tarafından aldatılma riski daha fazla.

4 yıl süren araştırmada 243 katılımcının hepsi (üç erkek katılmadı) ya da eşleri en az iki kez ihanet yaşadıklarına dair bildirim yaptı.

Eşlerden 139'u ya da partnerleri (yüzde 57.2), araştırmaların yedi aşamasının hepsinde ihanet yaşadıklarına dair bildirimi yaptı, 56'sı (yüzde 23) altı aşamada ihanet bildirimi yaptı, 15'i (yüzde 6.2) beş aşamada, 16'sı (yüzde 6.6) dört aşamada, 15'i (yüzde 6.2) üç aşamada ve ikisi (yüzde 0.8) sadece iki aşamada ihanet yaşadıklarına dair bildirim yaptı.

TATMİN OLMUYORSA İHANET EDER
Sadakatsizlik ve kişideki cinsel narsisizm arasında doğru bir orantı, sadakatsizlik ve cinsel tatmin ve evlilikten duyulan memnuniyet arasında da ters orantı var. Bu durum hem erkekler hem de kadınlar için geçerli.

Kişinin cinsel yaşamından duyduğu memnuniyet ve sadakatsizlik arasında ters orantı var ve cinsel yönden tatmin olmayan eşler, ihanet etmeye daha fazla meyilliler.

Aynı şekilde, cinsel narsizm duyguları yüksek olan eşler, kadın veya erkek fark etmiyor, bu duyguları düşük seviyede olanlara göre, eşlerini aldatmaya daha meyilliler."

Psikolog Başkak, yapılacak yeni araştırmalarla narsizmin değişik yönleri ve sadakatsizlik arasındaki bağlantı incelenerek, sadakatsizliğe neden olan belli psikolojik süreçlere dair önemli bilgiler elde edilebileceğini sözlerine ekledi.

Araştırmanın künyesi:
Araştırmaya katılan erkeklerin yaş ortalaması 25,4. Ortalama 15,7 yıl eğitim almışlar.
Kadınların yaş ortalaması 24,1. Eğitim gördükleri süre ortalama 17,8 yıl.
Eşlerin yıllık ortak gelirleri 40 bin ve 50 bin dolar arasında.

Bebeğinize sağlıklı giysiler seçin!

- No Comments
Cilt sağlığımız için giysi seçimlerimiz önemli bir konu. Ancak söz konusu bebeklerin giysileri olduğu zaman alışverişlerdeki seçimlerde de daha da dikkatli ve özenli olmakta fayda var. Anne ve babaların, hatta bebeklere hediye olarak giysi alacak herkesin doğayla uyumlu ve cilde zarar vermeyen kumaşlardan üretilen ürünleri tercih etmeleri gerektiğini belirtiliyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kılıç "Bebeğiniz için yapacağınız alışverişlerde bilinçli hareket ederek sağlıklı seçimler yapmaya özen gösterin. Örneğin, pamuk dışında polyester gibi ürünlerin kullanıldığı giysileri tercih etmeyin" dedi.

Bebeklerin cildi, özellikle dış ortama uyumları açısından oldukça hassastır. Bu nedenle giysi alışverişlerinde bazı hususlara dikkat edilerek yapılacak seçimler, bebek sağlığını olumsuz etkileyebilecek sonuçları da ortadan kaldırabiliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kılıç ailelere bebek giysi alımında dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı: "Mevsimden bağımsız, mümkünse organik, yüzde 100 pamuk, boyasız, kimyasal içermeden işlenmiş, hava geçişini engellemeyen, tahriş etmeyen, alerji riski taşımayan, yumuşak, esneyebilen, dikişlerinde sert iplik kullanılmamış, dikişi dışa bakan, etiketi dışta ve mümkünse çıkartılabilen, metal çıt çıtı olmayan ürünler tercih edilmelidir. Aksi takdirde bebek cildinde alerji başta olmak üzere tahriş, kuruluk, döküntü, enfeksiyon ve huzursuzluk gibi sorunlar ortaya çıkabiliyor. Ayakkabı seçimlerinde de yaklaşım, kaliteli ve doğal ürünlere yönelik olmalıdır.

Ayağı sıkmayan, 0,5-1 cm ucunda boşluk olan, tabanı yumuşak ayakkabılar tercih edilmeli ve ayakkabı kullanımına mümkün olduğunca ilerleyen yaşta başlanmalıdır. Çünkü çocuğun çıplak ayakla yere basması ayak kasları gelişimi açısından oldukça önemlidir. Ortopedi hekimlerinin de tavsiyesi doğrultusunda, ilk yaşlarda ev ortamı uygunsa ayakkabısız gezmek daha faydalıdır."

Bebek giysileri yıkanırken saf su ve sabun kullanılmalı
Yıkama esnasında saf su ve sabun kullanımına da özen gösterilmesi gerektiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Kılıç; "Giysilerin yıkanacağı su, yüksek olmayan bir ısıda olmalı ve eğer ürünün herhangi bir yıkama talimatı yoksa yıkama işlemi kumaşı deforme etmeyecek şekilde ayarlanmalıdır. Aynı şekilde, ütüleme de kumaşı tahriş etmeyecek şekilde yapılmalıdır" dedi.

BEBEK GİYİMİNDE 7 ALTIN KURAL
1. Yeni doğan ürünlerinin bebeğinizin cildine zarar vermemesi için yüzde 100 pamuk kumaşlardan üretilmiş olmasına dikkat edin.
2. Bebeğiniz için rahat ve onu asla sıkmayacak giysiler seçin.
3. Yıkama talimatlarına uymaya özen gösterin; çekme, esneme, sarkma gibi deformasyonların oluşmasına izin vermeyin.
4. Alerji yapabilecek giysiler seçmeyin. Örneğin, astım hastası bebeklerde ve çocuklarda yünlü kumaşlar hastalığı tetikleyebilir.
5. Ürünlerin iç dikişlerinde yer alan etiketlerin, bebek bezinin üzerine gelecek şekilde dikilmiş olmasına dikkat edin ve bebeğinizin rahatsız olmadığından emin olun.
6. Ense bölümündeki etiketler bebekleri rahatsız eder. Bu nedenle etiketlerin, kumaşa baskı olarak yapılanlarını tercih edin.
7. Kıyafetlerde bulunan çıt çıtların sağlam olmasına özen gösterin ve yıkandığında oksitlenme durumlarını takip edin.

Limonlu Su İçilmeli mi?

- No Comments
Yemeklerimizden eksik etmediğimiz salatalarda, zeytinyağlılarda hatta zaman zaman tatlılarda kullandığımız limonun faydalarını hemen hemen hepimiz biliyoruz. 

Limon'un faydalarına ve zayıflama üzerine etkilerini Medicana Konya Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Mine Bilge anlattı.

Limon turunçgiller ailesinden bir meyvedir. Bu nedenle C vitamini yönünden zengin bir meyvedir. Limon, diğer meyve ve sebzeler gibi birçok vitamin, mineral ve fitokimyasal adı verilen bileşikleri bol miktarda içermektedir. Kuvvetli aroması nedeniyle salatalara ve yiyeceklere güzel bir tat katar.

Limon, magnezyum ve bakır yönünden zengin bir besindir. Limon tüketiminin kan damarlarını genişletici etkisiyle kan akımı hızlanır. Bu da kalp damar sağlığı açısından olumlu bir etki yaratır. Limon damar açıcı özelliğiyle karaciğerin sağlığı açısından önem taşır. Limon suyunu sabah uyandığımızda hemen içersek sindirim sistemimizi harekete geçirir. Sabah düzenli olarak içilen limonlu su barsak hareketlerinizin düzenli olmasına yardımcı olur.

Limonlu suyun yaşlanmaya karşı etkisi büyüktür
İçeriğindeki sitrik asit nedeniyle enzim aktivitesini artırıp karaciğeri temizler dolayısıyla toksit maddelerin atımını hızlandırır. Toksit maddelerin vücutta birikimi cildinizde elastikiyet kaybına neden olur, kırışıklıkları artırır. Limonlu suyun yaşlanmaya karşı etkisi büyüktür. C vitamininin vücuttaki yağın metabolize edilmesinde rol oynadığını düşündürecek bazı araştırmalar vardır. "Amerikan Klinik Beslenme Dergisinde" yayınlanan bir araştırma, yeterli miktarda C vitamini alan katılımcıların egzersiz sırasında yağ yakımını artırdığını belirtmektedir. Araştırmacılar yeterli miktarda C vitamini alanlarda daha düşük beden kitle indeksi seviyesi görülebildiğini söylemektedir. C vitamini tek başına zayıflatıcı etkide değildir ancak egzersiz sırasında yeterli C vitamini tüketenlerin yağ yakımı daha iyi olduğundan kiloları da daha azdır.

Diyetinize destek olan limonlu suyunuzun içerisine güzel bir koku ve lezzet katması için tarçın ekleyebilirsiniz. Araştırmalarla kanıtlanan kan şekeri kontrolüne yardımcı olan tarçın iştahınızı kontrol altına alırken zayıflamanıza da yardımcı olacaktır.

Tarçın ve limon eklediğimiz su alkali mi olmalı?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO)' nün yayımladığı içilebilir su rehberinde vurgulanan en önemli nokta suyun pH'sının insan sağlığına etkisinin olmadığıdır. Yapılan çalışmalara göre vücudumuz için önemli olan dengedir.Aşırı asidik ya da aşırı alkali su insan sağlığına olumsuz yönde etki etmektedir.
Limon, içeriğindeki zengin bileşikleriyle kilo kaybının ötesinde sağlık yararları sağlayabilmektedir. O yüzden limonu sofralarımızdan eksik etmeyelim.

REKLAM

Sponsor reklam Artık Büyük Göğüsler Hayal Değil

Logo_4